Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yeni yılın gelmeyen saatleri.

yeni yıla beni mutlu edebilecek birisiyle girmek varken, yine aynı görevi gören çikolatayla birlikte girmek biraz garip geliyor aslında. ama şikayet etmeyeceğim. ne güzel demiş aslında ismail sertaç abim, "gidin sevişin, için, hatta sonra dövüşün, yorgun düşün katili olun senenin son günü, dünyanın." diye. bugün gidip sevişemeyeceğim, içemeyeceğim, hatta dövüşemeyeceğim ama yıl boyunca yapamadığım şeyi yapıp mutlu edeceğim sevdiklerimi. senenin son günü, hırsımı çıkaracağım 2011'den. vuracağım ağzına, yüzüne ve mutlu bir şekilde girmek isteyeceğim 2012'ye.

ah eski yıl. ne kadar kötüsün biliyor musun? insanlara sadece umutsuzluk, huzursuzluk vermekten başka hiçbir şeye yaramadın. korkuyorlar 2012'ye girmekten. "girdiğimiz zaman ne olacak, ne işe yarayacak, yine mutsuz huzursuz olacağız" diyorlar. insanların içinde çoook ufak, minicik bir "umut" daha bırakmadın ya; çok kötüsün!

oysaki sevinmeliydik. "yeni yıl geliyor, küçük kü…

ne için yaşıyorsun? ölmek için mi?

bu sayfayı neden açtığımı bilmiyorum. sadece siyahtan oluşan grafiği neden yaptığımı da bilmiyorum. sadece "michael pitt"'ten "death to birth" parçasını dinlerken içimden bir ses, sadece öldür beni dedi. önce grafik programını açtım, "just, kill me. in the darks." yazdım. ingilizcemin zayıf olduğunu farketmem fazla uzun sürmedi, "just, kill me" kısmını bıraktım in the darks yazısını silerek. siyah ile boyadım her tarafı; "karanlıklarda. sadece öldür beni" diye bir anlam olmuştur umarım.

her neyse. geçenlerde, bir arkadaşım "neden yaşıyorsun sen?" diye sordu. ondan önce de sormuşlardı, ondan önce de. her seferinde verdiğim cevabı verdim, "nasıl öleceğimi bulmak için". bu cevabı vermek istemiyorum aslında biliyor musunuz. herkes ölecek, neden herkesin yaşadığı şey için yaşayayım ki ben?

hepimiz ölmeyecek miyiz?

hiç dizi karakterlerine özendiğiniz bir hayat yaşadınız mı? mesela, chuck izliyorum ben son zamanlarda.…

hayat danışmanı

son zamanlarda çok fazla kendimden bahsediyorum biliyorum ama, hazır fırsatını bulmuşken hiçbir zaman çıkaramadığım "son zamanlardaki dertlerimi" çıkarmak istiyorum. kusuruma bakmıyorsunuz değil mi? teşekkür ederim, ben de sizi çok seviyorum. ben bu yazıyı yazarken zakkum'dan biraz uyu parçasını dinliyorum.

"gelmiyorsa artık yardıma, bir zamanlar ağladığın omuzlar" diye giriyor şarkıya zakkum. o an bu grubun içinizden birisi olduğunu anlıyorsunuz zaten, hemen kabul ediyorsunuz kendinize. sonra "tanımıyorsa artık gözlerin, aynadaki şu sessiz ve yorgun adamı" diye devam ediyor. işte tam bu sözü dinlerken kendinizi şarkının içinde buluyor musunuz merak ediyorum. bulmuyorsanız söyleyin, sorun bende deyip vurayım kendimi taramalı tüfekle.

"ve artık, başaramıyorsan; olsun, olsun varsın şimdi uyu, biraz uyu." diye devam ediyor şarkı. ah be zakkumum, ah be güzelim; başaramıyorum, olsun deyip uyuyorum 2-3 aydır ama hiçbir işe yaramıyor be bebeğim.

c…

ufak bir psikiyatri seansı ve benim hakkımda "her şey"

psikiyatristlerden her zaman nefret etmişimdir. ilk defa onuncu sınıftayken tanıştım bu mesleği yapan insanlarla. o zaman şu anki halk tabiriyle "ergen" olduğumu zannetmişti karşısına geçtiğim gerizekalı adam. "anlat" dedi bir ayağını ayağının üzerine koyarak; ne diyeceğimi bilemedim. kim milyoner olmak ister yarışmasında final sorusunun cevabını arıyormuş gibi hissetmiştim o zaman kendimi, toparlanıp anlatmaya başlamıştım: "efendime söyleyeyim, nasıl anlatacağımı bilmiyorum. yolda yürürken etrafımı çok fazla kontrol ediyorum, birilerinin beni öldüreceğini düşünüyorum mesela. o kadar ileri gidiyor ki bunlar, çatıların üzerine "ya keskin nişancı ile beni öldürürlerse" düşünceleriyle bakıyorum mesela. yolda önümdeki insanlardan çok fazla şüpheleniyorum, her an birisinin dönüp bana saldırabileceğinden korkuyorum. ışığa karşı antipatim var, karanlığı daha fazla seviyorum. bazen odamın kapısı açık kaldığında delirecek gibi oluyorum, sinirlerim patlıyor o…

ben mi kötüleştim, yoksa kötüler mi daha kötüleşti?

ufacık, hani "gösterip te vermeyecek, ama zevke getirecek" kadar nescafe yudumuyla yazmaya başladım yazımı. ışığı kapatmam gerekti, son zamanlarda oldukça fazla alıyorlar gözlerimi.

içimde yine bir kararsızlık var, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. bursa'dan ankara otobüsüne binerken hiçbir şey yoktu, ne yapacağımı düşünmüyor sadece zamanın akışına bırakıyordum hayatı. otobüse bindim, yavaş yavaş hareket etti ve o zaman farkettim "hayatımı bana zindan eden şehre kısa bir süreliğine" geri döndüğümü.

sonra, tekrar düşünmeye başladım. düşünmek, aslında çok güzel ve çok boktan biliyor musunuz?

zengin olduğunuzu düşünüyorsunuz mesela, bir anda hayatınızı ona göre planladığınızı farkediyorsunuz. altınızda bir porsche, şirketinize gidiyorsunuz ve yapılacak listesinize bakıyorsunuz. saat 3'te çalışanlarla yemek, 4'te yurtdışından gelen malların kaydı, 5'te sizi görmek için gelen misafirlerinizle kısa süreliğine sohbet, gün sonu evde tekrar bilgisayarınızın b…

son günlerim.

aklıma gelen her şeyden şikayet ediyorum. yani öyle böyle değil. "burada olmamam gerekiyordu" şikayetiyle başlıyorum önce, ama sonra cevap veriyorum "peki nerede olmam gerekiyordu? ben steve jobs değilimki." şeklinde. başka şeylerden şikayet ediyorum, hep olumsuz cevaplarla tatmin ediyorum kendimi. bazen hayatımın şeytanının kendim olduğunu düşünüyorum hatta. yahu bir insan her şeyi mi? her şeyi mi karamsar düşünür, anlayamıyorum.

ders notlarım zaten acayip kötü durumda. elimde olsa, yine düzeltmem. bazen umursamıyorum aslında hiçbir şeyi, diyorumki "hala sınırlarımı çizemediğim bir hayatı yaşıyorum, hala nereye gideceğimi bilmiyorum ve soktuğumun bir bölümünde salak salak şeyler yapıyorum.". sonra tekrar susup hayatı akışına bırakıyorum, zaman akıyor ve sanki hiç yaşlanmıyormuşum gibi devam ediyorum. başarılı bir insan olmak isterken, tam anlamıyla başarısızlığı ifade ediyorum. birgün birisi çıkıp bana "kanka, sence başarısızlık nedir?" diye so…

bugün.

(defterde burada silgi izleri vardır)

yukarıdaki, sağdaki, soldaki silgi izlerini görüyor musun? işte onlar, yeni bir hayata nasıl başlayacağını bilmediği gibi, yeni bir sayfaya da nasıl başlayacağını bilmeyen yazarın boş çizittirikleri.

çok garipti biliyor musunuz? bugün düşündüm her şeyi. henüz tam pişmemiş pizzamı yemeden önce, daldım öyle düşüncelere. "hiçbir şeyin umrunda olmadığını söyleyen, ama her şeyi takan" bir insan olduğumu itiraf ettim kendime. daha sonra her şeyi silesim ve kimsenin olmadığı bir yerlere gidesim geldi. bana ait olan ne varsa, "her şeyi.". blog yazılarımı düşünüp "bu mu yazar olacak?" diye düşünüp sahip olduğum tek şeyi, daha doğrusu şeyleri sildim. (ne çok şey kullanıyorum lan ben!)

ne kadar da boktanmış aslında şu "kendini bir bok zannetmek" denen olay. son yazdığım, twitterda veya facebookta reklamını yazmadığım şeyler 2 kişi tarafından okunmuş. aman allahım, ne büyük başarı?! bunu da itiraf ettim kendime, "y…