ben mi kötüleştim, yoksa kötüler mi daha kötüleşti?

i feel so alone
ufacık, hani "gösterip te vermeyecek, ama zevke getirecek" kadar nescafe yudumuyla yazmaya başladım yazımı. ışığı kapatmam gerekti, son zamanlarda oldukça fazla alıyorlar gözlerimi.

içimde yine bir kararsızlık var, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. bursa'dan ankara otobüsüne binerken hiçbir şey yoktu, ne yapacağımı düşünmüyor sadece zamanın akışına bırakıyordum hayatı. otobüse bindim, yavaş yavaş hareket etti ve o zaman farkettim "hayatımı bana zindan eden şehre kısa bir süreliğine" geri döndüğümü.

sonra, tekrar düşünmeye başladım. düşünmek, aslında çok güzel ve çok boktan biliyor musunuz?

zengin olduğunuzu düşünüyorsunuz mesela, bir anda hayatınızı ona göre planladığınızı farkediyorsunuz. altınızda bir porsche, şirketinize gidiyorsunuz ve yapılacak listesinize bakıyorsunuz. saat 3'te çalışanlarla yemek, 4'te yurtdışından gelen malların kaydı, 5'te sizi görmek için gelen misafirlerinizle kısa süreliğine sohbet, gün sonu evde tekrar bilgisayarınızın başına geçiyorsunuz. 1 saat sonra da bir şeyler içmek için arkadaşlarınızla beraber bir bara gidiyorsunuz. böyle anlatınca güzel duruyor tabi. düşünmek sadece böyle olsaydı, güzel olurdu. ama biz buna "boş yere hayal kurmak" diyoruz. çünkü ne ben ceo olacak kadar yetenekli biriyim, ne de o kadar param var.

neyse, negatif tarafları silersek bu tarz düşünmek iyi; ama bir de kötü tarafı var.

ankaraya doğru yola çıkıyorsunuz, ankaraya vardığınız an ne yapacağınızı bilmediğiniz için zindan oluyor gittiğiniz her kilometre birden bire. hangi arkadaşlarınızla buluşacağınızı bilmiyorsunuz ve işin en kötü tarafı; yaptığınız planların bozulma ihtimali var. bu ihtimali kapatmak için açıyorsunuz facebook'unuzu, bir bakıyorsunuz plan yaptığınız herkes sizi facebook arkadaş listesinden silmiş. bir an afallıyorsunuz ve düşünme denen olay daha da kötüleşmeye başlıyor. mesela diyorsunuz ki "yahu ben ne yaptım? neden insanlar beni sildi? ben bu kadar kötü bir insan mıyım? neden terkediliyorum? bursadayken ne değişti bana, onlarca mesaj atmayan halimi hatrımı sormayan insana mesaj atmadığım için mi silindim?" diye düşüncesel soru zinciri buluyor sizi.

durduramıyorsunuz kendinizi.

işte ben bugünkü yazımın başlığını bu yüzden "ben mi kötüleştim, yoksa kötüler mi daha kötüleşti?" koydum. size yemin ediyorum, 3 aydır bursada yüzyüze konuştuğum hiçbir kız yok. oda arkadaşım olan 4 kişi var ki bunlardan sadece birisiyle sürekli takılıyoruz. tam 3 aydır sadece bir kişiyle takılmanın verdiği haz ile ne kadar değişebilirim ki diye düşünüyorum. hani desemki o kişi benim her şeyim olmuş ve ben eşcinselim; o erkek için her şeyimi silmişim. kötü olanın ben olduğumu kabul edeceğim.

ama değilim. ben, ben sadece yalnızlığa mahkum kalmış; kendisini zamanın kollarına bırakmış umursamaz bir gencim.

hayallerim yokken, hayal kurmayı bile bırakmışken nasıl değişebilirim? sahip olduğum arkadaşlarıma "her şeylerim benim" gözüyle bakarken, nasıl değişebilirim? oysaki ben, o sürekli terkedilen ben her arkadaşıma farklı farklı değer gösteren biriydim.

sadece 3 ay bursaya gittim, sadece 3 ay kayboldum ve baktım ki, baktım ki...

neyse. arkadaşlarım bana hep "insanlara çok değer veriyorsun, verme" derlerdi. ben onlara inat hep arkadaşlarıma değer verdim, insanlara değer verdim; kendimden çok sevdim. blog yazılarımı silmeseydim keşke, siz de görseydiniz verdiğim değer ile ilgili yazılarımı.

neyse ki benim o "her şeyim" dediğim arkadaşlarım, çok değer verdiğim arkadaşlarım insanlara "haklıymışsınız, ben hiçbir şeymişim" dedirtti bana.

son bir şey söylemek istiyorum.

"haklıymışsınız, ben hiçbir şeymişim."

ufak bir edit: "3 aydır bursada yüzyüze konuştuğum hiçbir kız yok" demişim. aynı anda oda arkadaşlarım dışında hiçbir erkek yok da yazacaktım ama onu yazmamışım.
ufak bir edit2: efendime söyleyeyim, benimle görüşmek isteyen nadir insan bulunduğundan assassins creed revıleyşıns indirdim. hadi hayırlısıylan istanbulu fethedeceğim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız