son günlerim.

aklıma gelen her şeyden şikayet ediyorum. yani öyle böyle değil. "burada olmamam gerekiyordu" şikayetiyle başlıyorum önce, ama sonra cevap veriyorum "peki nerede olmam gerekiyordu? ben steve jobs değilimki." şeklinde. başka şeylerden şikayet ediyorum, hep olumsuz cevaplarla tatmin ediyorum kendimi. bazen hayatımın şeytanının kendim olduğunu düşünüyorum hatta. yahu bir insan her şeyi mi? her şeyi mi karamsar düşünür, anlayamıyorum.

ders notlarım zaten acayip kötü durumda. elimde olsa, yine düzeltmem. bazen umursamıyorum aslında hiçbir şeyi, diyorumki "hala sınırlarımı çizemediğim bir hayatı yaşıyorum, hala nereye gideceğimi bilmiyorum ve soktuğumun bir bölümünde salak salak şeyler yapıyorum.". sonra tekrar susup hayatı akışına bırakıyorum, zaman akıyor ve sanki hiç yaşlanmıyormuşum gibi devam ediyorum. başarılı bir insan olmak isterken, tam anlamıyla başarısızlığı ifade ediyorum. birgün birisi çıkıp bana "kanka, sence başarısızlık nedir?" diye sorsa, aynanın karşısına geçer ve "beni görüyor musun? o benim." derdim.

odunluzıkkım'ın çizittirikleri altında yazan şeyi görüyor musunuz? "bana yaşa dediler, ben de yaşadım. ot gibi aynı. doğdum, büyüdüm, büyüyorum. bir gün öl diyecekler ve ben de öleceğim." şeklinde başlayan ve biten yazıyı. hayatımı zamanın akışına bıraktığım zaman böyle hissediyorum işte. aslında, her zaman böyle hissediyorum. annem beni doğurdu, ben de yaşıyorum. büyüyorum. doğduğum gibi de öleceğim gibi geliyor.

bazen edebiyat okuyasım geliyor biliyor musunuz? mesela ilkokulda öğretmenimiz bize öykü yazmamızı söylerdi, herkes nefret ederdi ama ben güzel bir şeyler çıkarmak için ölürdüm. ortaokulda kompozisyon'a ayırırdık türkçemizin bir kısmını. herkes nefret ederdi, ben kendimi bir ispanyola benzetip neler istediğimi yazardım. bir kadına değil, bir şeyler yazmaya aşıktım o zamanlar bile farkında olmadan. eğerki herkesin doğuştan gelen bir yeteneği var olduğuna inanan bir insansanız; ben işte, buna inanıyorum. "benim yeteneğimin, yazarlık olduğuna".

hayatın çok zor olduğunu bile düşünüyorum bazen. ama sonra, aklıma geliyor onu bizim zorlaştırdığımız. şimdi ben uludağ üniversitesinin ziraat mühendisliğinde, elime toprak bile değmemişken ziraat mühendisliği okuyacağıma; ankara üniversitesinde edebiyat bölümü okuyabilirdim. benim için kolay olurdu mesela, şu düşük notlarımla uğraşıyorum şimdi. babam arasa ne diyeceğimi bilmiyorum, "neden kötü bu notlar?" diyecek ve ben susup kalacağım öyle. "finalde düzeltirim baba" diyeceğim, düzelteceğim. ama kolay yoldan edebiyat okumak varken, bildiğim şeyi yapmaya çalışıyor olmak varken neden zor yolu seçip hiç bilmediğim bir yere geldim ki?

keşke cesaretim olsa. babamın yeşil gözlerine bakıp gülümseyen yüzüne "baba, neden mühendislik?" diye sorabilsem. "neden benim yapabileceğim bir şey değil de, mühendislik?" diyebilsem. ama diyemiyorum işte. hiç, hiç ailenizi hayal kırıklığına uğrattığınızı düşündünüz mü? onlar sizden mükemmel şeyler beklerken, süper şeyler beklerken sizin elinizden hiçbir şey gelmediği oldu mu? düşündüyseniz ve olduysa eğer, bilinki biz aynı kişiyiz.

neyse, izninizle benim gitmem gerekiyor.

son olarak.

"yalnızlık, güzel derler, iyi derler. ben hiç başarılı bir yalnızlık görmedim."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?