aldırma gönül, aldırma.

naber?
bugün sana mutluluklarımdan mı bahsetsem, hüzünlerinden mi bilmiyorum.

bir tarafım diyor ki, "yaz mustafa, netbook aldığını ve sürekli bir şeyler yazabileceğini anlat insanlara.". aslında, mutluluk ile yazabileceğim tek şeyin şu an bu olduğunu farkettim. aklımda "bir tarafımda diyor ki 'aç aldırma gönül şarkısını, ve yaz hissettiklerini' şeklinde devam ettirmek vardı bu yazıyı. ama korktum, iyi tarafların bu kadar az olması; kötü tarafların uzun olmasına sebep olacak diye korktum.

vazgeçtim.

bu aralar kendimi çok fazla ilgiye muhtaç hissediyorum. insanlara olan soğukluğumu ne kadar düzeltmeye çalışırsam çalışayım, hiçbir şey birilerini bana karşı ilgili yapmıyor. aklıma "ben bu kadar mı kötüyüm?" sorusunu getirip liselice triplere girmek istiyorum şimdi.

anneme ters bir şey yaptığım zaman hep "ben bu kadar mı kötü bir anneyim" diye bir tepki verirdi. onun tepkisi sanırım bana geçti; "ben, ben bu kadar mı kötü bir insanım ki yanımda kimseni varlığını hissedemiyorum? bana yalnız değilsin diyenler nerdeler? her şeyi mi, yaptığım her şeyi mi kötü yapıyorum?".

olaylara iyi tarafından bakmak istiyorum, diyorum ki "insanların benden çıkarı yok, o yüzden gelmiyorlar"; ama bu bile yalnız olduğum gerçeğini değiştirmiyor. birilerinin işi düştüğü bir insan bile değilim ki gelsinler, yazsınlar bana.

liseli tripleri demişken, "hayattan nefret ediyorum. hayatın böyle olmasından. hayat böyle oldukça, ben böyle kaldıkça çekip gidesim var, gittiğim yerde kimsenin beni bulmamasını istiyorum mesela. hayatımda birileri varken yalnızlığımla yüzleşmektense, hayatımda kimse yokken yalnız olmak daha samimi geliyor bana."

neyse işte, öyle bir yazı bu da.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?