bursa yolcularını hayatı düzeltmeye davet ediyorum.

everything is okey.
bu gün beş ocak ikibinoniki. yeni yılın üzerine beş gün geçti henüz, ve ben dünyanın en mutlu insanı gibiyim. nasıl olmayayım ki? birileriyle konuşmak, birilerinin benimle konuşması ve hayatıma yeni insanların girmesinin verdiği o muhteşem ferahlıkla, mutlu olmamak mümkün mü bilemiyorum zaten.

2012 yılına küçük bir ümit ile girdiğimi söylemiştim yılbaşında yazdığım yazıda. "belki her şey değişir, bi şeyler düzene girer" demiş ve tanrıya bırakmıştım her şeyi. buraya yazmadım ama bunu yazdıktan sonra düşündüm biraz. eğerki her şeyi tanrıya bırakırsam nasıl düzelebilir ki bu hayat? düzelmesi için çabalamazsam, başkalarına söylediğim "kendin için bi şeyler yap ve mutlu ol" lafını kendi üzerimde uygulamazsam nasıl her şey yoluna girebilir ki?

sordum, sorguladım, soruşturmadım ama yap dedim mustafa, sadece yap. bu sene hayatını düzene sok, geçen seferlerde yaptın ve bu seferlerde de yapabilirsin. sana güvenen, yapabileceğini bekleyen, yapamayacağın şeyin olmadığını söyleyen yüzlerce insan varken yap ve ümitlen. belki bu kadar boka batmışlığın içinden tekrar kurtulduğun için sana özenir insanlar, senin gibi yapmaya çalışır ve mutluluğu için uğraşırlar diye düşündüm işte.

yaptım. hatta öyle bir yaptım ki 2012'ye girer girmez aradan geçen 5 gün süreden sonra mutlu oldum. demek ki mutlu olunmak, olunmak istediği zaman olunuyor işte.

gel gelelim. bu gün 5 ocak 2012. kendi idaremin bana verdiği üniversite finalleri öncesi tatilin son günü. yani bugün ankaradan kalkan bursa otobüsüne binip, bursaya doğru yola koyuluyorum.

saat 14.00'da kalkıp saat 19.00 civarı oralarda olacağım. sınavlara biraz çalışacağım, düzene sokmaya çalışacağım ve sonra diyeceğim ki kendime "mustafa, düzelecek.". hiçbir şeyin yolunda gitmediği bursada hayatımı düzeltmek için çabalayacağım.

psikiyatristin bana dediği gibi, sosyalleşeceğim mesela. yeni insanlarla tanışacağım ve sanki çok cool ve vazgeçilmez bir insanmışım gibi girdiğim havalardan uzak duracağım. ilk adımın başkasından gelmesini beklemek yerine, rezil olmak pahasına ilk adımı atacağım mesela. hatta ilk adımı boşver, peşinden koşarak gideceğim mesela.

2 haftacık. sadece 2 hafta sonra sömestr tatiline girip geri döneceğim ankaraya. sömestr bittiği zaman içimde bir korku olmayacak, "gidiyorum, düzelecek her şey. bekle beni bursa" diyerek geri döneceğim bursaya sonra.

bakın, mutlu olacağım. eminim.
mutlu olacağız.

sadece kendim için demiyorum, ben mutlu olursam eğer (ve borçlarımı kapatıp bir işe başlarsam eğer) hepimizi mutlu edecek şeyler yapmaya çalışacağım. beni okuyan tüm arkadaşlarımla bir kafede buluşup "isim, şehir, hayvan, bitki oyunu" oynayacağım mesela. ya da ne bileyim, ne kadar büyük olursak olalım "hadi lan bi saklambaç oynayalım" diyerek çocukluğunu yaşatmak için uğraşacağım insanlara.

hani, şu bizim "bu ne lan, çık şu facebooktan. asosyal oldunuz" diyen insanlar vardı ya. bir albüm açıp, facebook üzerinden buluştuğumuzu, blog üzerinden buluştuğumuzu ve deliler gibi gülümsediğimizi göstereceğim fotoğraflarla onlara. üzerine de koskocaman "bu kadar mutlu musunuz? şimdi asosyalliğinizi götünüze sokun, biz böyle mutluyuz" yazacağım mesela.

neyse.
"ulaşabilecek hayaller kurmak güzeldir bence. ulaşıldığında yalan olmazlar, mutlu ederler insanı. ve burada yazdığım her şey mutluluğun anahtarı."
öpüyorum. görüşmek üzere.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.