her şeyin masal olduğunu anlayıncaya kadar.

önceden masallar okurdum. birileri masallar anlatırdı.

"bir zaman gelecek, ve her şeyin bok gibi olduğunu anlayacaktı pamuk prenses" diye bir şey geçmezdi mesela o masallarda. mesela masallar bana hiç bahsetmedmedi pamuk prensesin, prensin evinde oturup yerleri temizlediğinden, prensten dayak yediğinden ya da ne bileyim işte her şeyin kötü gittiğinden. o masallarda yedi cüceler hiç bakmamıştı pamuk prensesin memelerine. pamuk prenses, 7 cücelerin evine nasıl sığdı acaba?

beklediği prense saçıyla kaçan masal kahramanının önüne koyulan engeller hiç anlatılmadı mesela. annesinin "kes artık şu saçını" demesinden bahsedilmedi. babasından, küçük yaşta tecavüze uğrayan o sarı saçlı kadının kim olduğu hiç açıklanmadı. hep tarihin, hep masalların gizli tarihinde kaldı bunlar.

kırmızı başlıklı kız kurt ile savaşacak gücü nereden buldu hiç bilemedim ben. ama o güce sahip olmayı isterdim.

hayatımın o anlatılanlar kadar mükemmel olmasını isterdim; ama değil. hiç olmadı. hiç saraylara götürecek bir prensesim olmadı benim. hiç uğrumda saçını o kadar uzatacak sevgilim de olmadı.

facebookta uzun zaman önce yazdığım yazıyı açıp, okudum bugün. sizin de okumanızı istiyorum. başlığı "hiç kimseyi aldatamayan bir insan için aldatılmak."
daha önce kimseyi aldatmayan bir insan için ölüm gibi bir şeydir işte "aldatılmak".
karmakarışık bir şeydir. intihar etmek üzere olan insanın ipi gibidir "hiç kimseyi aldatamayan biri için aldatılmak."
yanında var olan dostlarını, moral veren arkadaşlarını hiçe sayarak ölmeyi istemek gibidir "hiç kimseyi aldatamayan biri için aldatılmak".
kendi ellerinle öldürdüğün bir sineğin arkasından, "ölme, nolur ölme be sinek!" diye ağlamak gibidir "hiç kimseyi aldatamayan biri için aldatılmak."
gözyaşları içerisinde boğulmak gibidir, nefessiz kalmak gibidir "hiç kimseyi aldatmayan biri için aldatılmak."

ve en büyük ADALETSİZLİKTİR "hiç kimseyi aldatmayan biri için aldatılmak."

hiç kimseyi aldatamayan insanlar, birlikte oldukları her sevgili tarafından aldatılmaya mahkum bırakılmışlardır mesela.
her sevgili tarafından hisleri kırılıp ortada bırakılmaya, gözyaşlarıyla boğulmaya, duygusuzluğa mahkum bırakılmışlardır mesela.

ve hiç kimseyi aldatamayan insanlar, çoktan geleceğini kaybetmişlerdir o masallarda bahsedilen sonsuzluk okyanuslarında.

her seferinde düşünürler onlar. "bu sefer farklı olacak, bu sefer güzel olacak, bu sefer aldatılmayacağım" diye dalıp giderler düşüncelerin sonsuzluğuna.

ve ne olur biliyor musunuz? her zaman sonuç aynıdır.
her zaman, kaybedenlerdir onlar.
her zaman, onlar yerine koyulabilecek başka bir insan vardır hali hazırda.

her zaman, sahip olduklarını sandıkları kalplerin içinde bambaşka insanlar vardır aslında. dedim ya, her zaman kaybedenlerdir "hiç kimseyi aldatamayan insanlar" aşk denen oyunda.
konuyla alakası yok. ben sadece okumanızı istedim. sadece size şunu sormak istiyorum ben: "bugüne kadar tüm ilişkilerinde aldatılmış bir insan, nasıl kaldırabilir bir aldatılmayı daha?"

neyse.

ankarada olmanın büyük dezavantajı, daha önce sürekli gittiğin yerlere tekrar gidebilme ihtimalinin olması bence. yalnızlık kısmını falan atlıyorum tabi.

bugün, her zaman gittiğim parka gittim. 2 senedir yaşadığım tüm mutsuzlukların, kötü günlerin ardından gittiğim o parkta neler yattığını tekrar farkettim. ne kadar kötü şeyler düşünümüş burada, ve şimdi üzerine yüzlerce şey ekliyorum şimdi dedim kendi kendime. bugün, çok kötü birgün benim için blogum.

o yüzden saçmalarıma aldırma olur mu? çok çaresiz bir insan olarak görüyorum şu an kendimi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.