merhaba, ben teknosa interneti ve mustafanın sızlayan kalbiyim.

meeerhaba. yeni bir grafik yapamamanın vermiş olduğu üzüntü ile başladım ben bugün yazımı yazmama. evdeyken alışmıştım aslında, ne güzel yapıyordum grafiğimi, alıyordum kahvemi yanıma. yazıyordum bir şeyler. mine'nin eklemesiyle ne kahvem var artık, ne de grafiğim.

neyse, bilgisayarsızlık çok acı biliyor musunuz? özellikle yazar olmaya çalışan ve yazmak istediklerini kağıda dökemeyen bir insan için. mesela gecenin bir vakti aklınıza yüzlerce şey geliyor, ama hiçbirisini anlatamıyorsunuz. içinizde derin bir şeyler kalıyor, derin yaralar mı desem bilemedim ama derin bir şeyler. sonuçta acı çekiyorsunuz, derinden derinden akıyor gözyaşlarınız falan filan.

bugün metrodan gelirken aklıma şey geldi. yazarlık çok zor biliyor musunuz? siz hıçkıra hıçkıra ağlayarak bir şeyler yazıyorsunuz ama bunu okurken insanlar kahkahalar atıyor falan. ne kadar derinden bir şeyler yazdığınızı anlamıyor kimse, ne kadar hüzünlü yazdığınızı. yazdığınız yüzlerce duygulu kelimeyi sadece yaptığınız tek bir hatadan dolayı hiçe sayarak kahkahalarla gülüyorlar falan. ne bileyim, yaptığınız bir makinenin çalınması gibi bir şey bu.

bir de çalınan yazılarınız var tabi. onları anlatmak bile istemiyorum. bir duygu patlamasıyla size mantıklı gelen binlerce kelime yazabiliyorsunuz, ama birileri gelip hiç düşünmeden; sadece başındaki güzel düşünceler için çalıyor götürüyor hepsini. altına "bunu ben yazdım" diye ekliyorlar bir de. yahu alt tarafı "alıntıdır" yazsanız yeter benim için. üzülüyorum, çok üzülüyorum.

neyse, ben bu yazımın adını teknosa interneti yaptım. çünkü bu yazıyı minenin isteğiyle birlikte teknosadan yazıyorum. bilgisayarım olmadığından dolayı size ulaşmamın tek yöntemi bu diye düşündüm ve aklıma gelen her kelimeyi döktüm birden bire. böyle yazınca içimin ne kadar dolu olduğunu farkediyorum aslında. neden kimseye patlayamadığımı da bilemiyorum ki. neden içimdekileri birine anlatamadığımı. neden anlatma özürlü olduğumu çok merak ediyorum.

merak ediyorum merak etmesine ama hep içimde kalıyorlar işte. iyi ki varsın mı desem sevgili blogum, yoksa keşke olmasaydın da ben dertlerimle hiç yüzyüze gelmeseydim mi desem bilemiyorum.

neyse. çok fazla neyse ile dolu olan bir yazının sonuna geldik. sanırım bir zamanlar aşkı tarif etmek için kullandığım "neyse lafı ile neyse, siktir et lafının geçtiği süreye denir" kısmını burada kullanabilirim. benim için dertler, "neyse lafı" ile başlayıp taa "neyse, siktir et ne de olsa geçer" demeye kadar sürüyor.

okuduğunuz için teşekkür ediyorum. mine ve ben hepinize selamlarımızı iletiyor, ellerinizden öpüyoruz. görüşmk üzere.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?