teknosayla blogger keyfi

uzun zaman önce bir ablam bloguna "ulusoy turizm benim ulaşım giderlerime sponsor olsun" şeklinde bir şey yazmıştı. tabi onun bayağı bir okuyucusu olmasına sebep, ulusoy sponsor olup ulaşım giderlerini karşılamıştı canını yediklerim.

geçen gün, yani dünkü yazımda çaktırmadan teknosanın reklamını yaptığımı farkettim ben de. malum, elimde bilgisayar olmaması ve bir şeyler yazmaya aşırı hevesli olmam sebebiyle güzelim teknosa'nın bilgisayarlarıyla blog yazısı yazdım.

aslında bu fikir ile californication adlı bir dizide hank moody karakterinin yapmış olduğu hareketle tanıştım. özet geçecek olursam eğer, bizim kahraman yazarımız elindeki laptopu fırlatıp bilgisayarsız kalıyordu ve büyük bir mağazanın teknoloji bölümüne girip blogunu yazıyordu. bu bölümü ilk izlediğim zaman benim de aklıma aynısını yapmak geldi. ne kaybederim ki günün birinde teknosaya gidip hazırda bulunan bilgisayarlarını kullanarak bir yazı yazsam? hem sıradan hayatıma bir sıradışılık getirir, hem de laf atan güvenliklere karşı kendi mücadelemi gösterirdim.

o diziyi izledikten ertesi gün sonra, içimde karşı devleti fethedecek fatih sultan mehmet edasıyla yürüdüm teknosaya doğru. içeri girdiğimde bir padişah değil, teknosanın sahibi derecesinde bir iş adamı edası vardı. zengin, kültürlü, kafası her şeye çalışan bir adam. gaza gelip "abi şu iphone'u sar, çabuk sar adamı hasta etme paramız var alıcaz!" demek gelse bile bir an duraklayıp kim olduğumu hatırladım.

küçük adımlarla, zevkini çıkara çıkara ilerliyordum. bu kısmı, uzun zamandır görmediği sevgilisinin yanına yaklaşan mustafanın sarıldığında çıkardığı zevke benzetebilirim. o anın tadını çıkarmak için her şeyi yapıyor gibiydim yani. o an bitmesin diye küçük küçük adımlar atarak ilerledim başarıya.

bilgisayar reyonuna geldiğim zaman tüm havam söndü. bilgisayarlarda ne kadar internet olursa olsun, bilgisayarların sahibi ben değildim. ne demiş ünlü düşünür polat alemdar; "ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca.". düşüncelerimle bağırdım kendime; "bu ne lan? bilgisayar mı bunlar? ben bilgisayara bilgisayar demem, bilgisayar benim olmadıktan sonra."

işte tam bu düşünce aklımdan geçerken gitti fatih sultan mehmet olduğum düşüncesi. cebimdeki 1tl'yi gördüğüm zaman anladım teknosanın sahibi falan olmadığımı. ama hoştu işte o düşünce.

açık olan bir bilgisayarın karşısına geçip dokundum; tüylerim ürperdi. nasıl diyeyim, böyle bir hoşluk; aman allahım nasıl mutluyum nasıl. derken o zaman yazmıştım işte yazımı. ne kadar mükemmel bir his olduğunu o zaman söylemiştim okuyan herkese. ama gel gelelim; ben de bir bunalım, bir sıkıntı derken günün birinde sildim tüm yazılarımı.

sildiğim yazılardan birisiydi işte teknosa'ya girdiğimde hissettiğim tüm düşünceleri yazdığım. bu gün mineyle beraber tekrar teknosaya geldik. tekrar aynı şeyleri hissettim. ben fatih sultan mehmettim, mineyse sultan. tekrar geçtim bilgisayarın karşısına, ve yazdım bunları.

şimdi diyorum ki, daha doğrusu hayal ediyorum ki; ben teknosaya bu kadar yalakalık yaptıktan sonra, bir gönlümü alsalarda bana bilgisayar hediye etseler ay nasıl mutlu olurum biliyor musunuz?

ben biliyorum. hani şöyle, yeni doğmuş bir bebeğin biberonuna ilk kavuştuğu an vardır ya; öyle işte. harbiden ya, bebekler biberonuna ilk kavuştukları zaman mutlu olurlar mı bilemedim şimdi. ama bir gerçek var ki bebek bu, ne kadar üzgün olabilir ki? kısacası, bir bebek kadar mutlu olurum işte.

neyse, sizi seviyorum. öpüldünüz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?