yalancıların en kralı benimdir, gerektiğinde.

happy lies.

yalanlar hayatımın büyük bir bölümünü oluşturuyor. ben ne kadar onlardan uzak olmaya çalışırsam, bir o kadar da yaklaşıyorum. yeri geldiğinde sağnak yağmurda yağan yağmur damlaları kadar çok yalan söylüyorum mesela. yeri geldiğinde çöl ortasındaki suyun azlığı kadar yalan söylüyorum ya da. tamam, söylüyorum da; neden söylüyorum?

bu yaşıma kadar hep insanların kafasına esmesini yapmasını savundum. mesela sokakta bugün pijamayla gezmek istiyorsan, "elalem ne der" diye düşünmeden çık yap derim. herkesin ortasında küfür ederek hıçkırarak ağlamak istiyorsa bir insan, "neden ağlamak istiyorsun" diye sormak yerine git küfür et derim. insanların kendisini rahatlatması çok önemlidir ve mutluluk için bencil olmalıdır bence bazen insanlar.

düşünsenize, bize bugüne kadar "yalan kötü bir şeydir" diye öğretilmeseydi eğer yalanı benimserdik. mesela uçabildiğimizi söylerdik insanlara; çünkü uçmak bizi mutlu ederdi. ya da bir bilgisayar profesörü olduğumuzu söylerdik; çünkü bilgisayar profesörü olmak bizi mutlu ederdi. kişiden kişiye değişir bu, bazıları ölüp tekrar dirildiğini söylerdi mesela; çünkü ölüp hayata tekrar geri gelmek onları mutlu ederdi.

ama gel gelelim, bize bugüne kadar "yalan kötü bir şeydir" diye öğretildi. insanlara hayatımızla ilgili yalanlar atarken pişman olmamız, vicdan azabı duymamız ve belli bir zaman sonra özür dileyerek doğruyu söylememiz öğretildi. doğru söylemek için ne kadar kastıysak kendimizi, o kadar mutsuz olduk, o kadar bir şeyleri söyleyemeyip içimize kapandık biz.

öğretilmişlik her zaman kötüdür aslında, ama o ayrı bir konu ama laf dokundurmadan geçemeyeceğim. biz, genel de bize öğretilen şeyi yapmaya çalışırız. mesela aşk öğretilmiştir, aşkın varlığını başkalarının bize öğrettiği şekilde kabul eder ve onların anlattığı aşkı ararız biz. kimsede çıkıp demez ki "aga aşk bu değildir. bence aşk budur." diye. çünkü bunu derse birisi, deli gözüyle bakarlar ona. aşk ona göre nefrettir mesela; öğretilmiş şekilde yaşayanlar "nefret aşk mı olur be?" diye ezerler onu. kısıtlıklar içinde, biz olmadığımız şekilde yaşarız hayatı. öğretilmişlik bu yüzden kötüdür işte. bizi bi şeylerin içine hapsederler ve hep kabul ettirirler; biz de onların dedikleri içinde mutsuz oluruz. koskoca ormanda yaşamak, her şeyi öğrenmek varken bir hayvanat bahçesine kapatıp; görevlilerin verdiği, yap dediği şeyleri yaparız bu öğretilmişlik yüzünden. neyse.

yalan söylemek, hayal kurmakla eşdeğerdir bence. insanlar yapamadıkları, yapamayacakları hayalleri kurmayı severler; yalanlar ise yapılmadık, bazense yapılamayacak şeylerdir.

söylenen yalanın doğrusunu duyduğumuzda acı çekmek bile öğretilmiştir bize mesela. o yalanın doğrusunu duyduğunuzda köpürür, sinirlenir ve dağlara taşlara vurmak istersiniz kendinizi. hiç kimse bu yalanın neden söylediğini sorgulamaz.

mesela sevgiliniz sizi aldatmıştır. doğruyu söylediğiniz zaman hatayı direkt karşıdakine vurursunuz. hiç düşünmezsiniz "demek ki ben mutlu edemiyordum, kendini başkalarında mutlu hissetti ve gitti" diye. bir an içinde en küçük yapıtaşlarına ayırmak istersiniz sevgilinizi. ama sorun sizdedir, ve bu sorunu size farkettiği için sevinmeniz gerekirken sinirlenip öldürmek istersiniz karşınızdakini.

aklınıza gelmez mesela bunun bir tecrübe olması gerektiği.

hiçbir yalanı duyduğunuz zaman "demek ki o söylediği zaman, insanların böyle bilmesini istediği zaman mutlu oluyormuş" diye düşündünüz mü? düşünmediniz değil mi? çünkü öğrendiğiniz yalanın kötü bir şey olduğunu, ve güvendiniz onlara.

güven demişken, sorun güvenle alakalı da olabilir biraz. çünkü biz deli gibi güvenmeyi severiz, sahip olduğumuz tüm güven duygusuyla güveniriz herkese. bence bu da yalnış. kim olursa olsun karşınızdaki, belli bir seviyede güvenmelisiniz ona. "gittiği zaman sizi üzmeyecek, yalanını gördüğünüz zaman delirtmeyecek" kadar. geldiği zaman sevinecek kadar güveneceksiniz ama gittiği zaman acıtmayacak canınızı. yalanlar söylerken mutlu olmasından mutlu olacaksınız ama, doğruları öğrenirken bunlar acıtmayacak canınızı. siz sadece inanacakmış gibi yapacaksınız, inanmayacaksınız aslında. doğru da olsa, yalan da olsa inanmayacaksınız söylediği hiçbir şeye.

bu konuda bile yalan söyleyip inanmayacaksınız işte.

yalanlar, hayatımızın her şeyi olmuş durumda. yalan söylemeyen hiçbir insan yok. her doğrunun içinde de belli bir yalan payı var. eğer ki yalanlara alışmassanız ne kadar mutlu olabilirsiniz? herkese yalan söylüyormuş gözüyle baktığınız zaman ne kadar mutlu olabilirsiniz? diyorum ya işte. "mutlu olabilecek kadar güveneceksiniz ki, mutlu olabilesiniz.".

neyse, bu kadar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız