bir fincan kahve daha ve bir tutam abi özlemi

çok sevdiğim bir şarkı var. şarkıyı söyleyen ona "bir fincan kahve daha" adını koymayı tercih etmiş, ben ona kısaca "koskoca bir çocukluk" diyorum. hangi psikolojiyle yazılmış, neden yazılmış, hangi insanın anısına yazılmış hiçbirisini bilmem; ama hepsine bir cevap verecek olsaydım, benim büyüdüğüm psikolojiyle beni anlatması için benim hatıralarım için yazılmış. bu kadar bencil olmamalıyım. 

şarkıyla tanışmamı tam hatırlamıyorum. derin düşünceler kuramadığım, abimin bile sorunlarını göremeyeceğim kadar küçüktüm işte. hatta onun cesur hayallerini kurabildiği, ama kimselere söyleyemediği zamanlardan biriydi işte. daha yeni aldığımız bilgisayarın başındayken öğrenmişti sanırım bu şarkıyı, nerede öğrendiğini de bilmiyorum. açıyor, dinliyor ve hüzünleniyordu; ben sadece bakıyordum, anlamıyordum. benim abim gülerdi çünkü hep, ben onun derinden ağlayan yüzünü hiç anlamadım; şimdi de anlamam. "abi lan o! abi! senden büyük, sürekli cesur gözüken o adam! ağlar mı lan hiç?! söyle bana ağlar mı?". ben bilmem, ağlamaz!

o tanıştırmıştı işte beni bu şarkıyla, "o hiç ağlamayan abi". "your breath is sweet" diye başlıyordu şarkı, "nefesin tatlı" demek o. "your eyes are like two jewels in the sky" diye devam ediyordu, "gözlerin gökyüzündeki iki mücevher gibi" demek olduğu yazıyor türkçe çevirisini okuduğum yerde. your back is straight your hair is smooth diye devam ediyor mına koyduğumun şarkısı geçmişimin abimle geçen günlerimi hatırlatarak bana. "sırtın düz, saçın pürüzsüz" demek o da. bu tarz şarkıların genelde bir kızı hatırlatmasını anlardım da, bana abimi hatırlatması nasıl özlem dolduruyor ciğerlerimi bir bilseniz.

hiç unutamam mesela ben abimin bilgisayar başında commandos adlı oyunu oynadığını, o internet işleriyle ilgilenirken ben yanına sokulur ve "abi, aç commandos oyna, ben de seni izleyeyim" derdim. o yüzden commandos oyunu hep unutulmaz ve efsanevi gelmiştir bana. nasıl unutulsun, nasıl basit bir strateji oyunu gibi kalsın ki aklımda; şu an deliler gibi özlediğim abim oynuyordu o oyunu. ben izliyordum.

bir yerde "his voice it trembles as he calls out" diye geçiyor. "sesi titriyor, seslenirken" diyor şarkı bana. bazen konuşurken sesi titrerdi, ben anlamazdım dertli olduğunu ve çocukluğumun verdiği heyecanla şaklabanlıklar yapardım ona. "but your heart is like an ocean, mysterious and dark" diye devam ediyor şarkı. "kalbin bir okyanus sanki, gizemli ve karanlık" şeklinde çevriliyor türkçeye. "kalbi bir okyanus gibiydi işte onun, gizemli ve karanlık".

görmeyeli ne kadar oldu bilmiyorum abimi, belki 3 belki 5 ay. ama bilmiyor o, bilmiyor kimse; belki de birden bire çöken hüzünlerimin sebebi o. ama nasıl özledim, bir bilseniz.

ve bir şarkı geçmişe nasıl döndürür, nasıl onunla yaşadığınız anları hatırlatır; bir bilseniz..

Yorumlar

  1. çok güzel olmuş abim, bende ablamı aynen böyle özledim işte :(

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?