çok ilerledim, ama olduğum yerdeyim.

doğdum, büyüdüm, geliştim. normal bir insanın gelişimi büyümeye doğrudur, beden olarak büyüsem bile düşünce olarak hep küçüktüm ben. eski bir yazımda bahsettiğim gibi, insanlar hep 'olgun olmam gerektiğini, büyük göstermem gerektiğini' söylerlerdi. ben hep içimdeki çocukla yaşamak istedim. küfür ederken içimdeki çocuk kontrol ediyordu beni. facebook fotoğraflarımda, durumlarında bahsettiğim o iğrenç şeyler hep çocuğun eseriydi. twitter'da yazmaya karar verdiğim o "duygusal yazılar" yerine yazdığım salakça şeyler "hep çocuğun eseriydi".

ankara'ya gelmekten nefret etmiyordum, ailemi görüp arkadaşlarımla takılacaktım biraz. sonradan aklıma geldi annemin sokacağı o "derinden derinden işleyen ince laflar". sonuçta, geldim. bilgisayar başına geçtim:
okulundan aldığı başarısızlıkları, sürekli aklına gelen hiçlik duygusunu unutmak için başlamıştı oyun oynamaya. annesi yaklaştı arkasından, hissetti çocuk. o derinden derinden işleyen ince laflar yavaş yavaş çıkacaktı ömür boyu onu düşünecek olan annesinin ağzından: "oğlum, koskocaman adam oldun. hala oyun, hala oyun: çocuklar gibi oynuyorsun. yapacak hiç mi bir şeyin yok? kalk biraz dolaş, abinin yanına git abine yardım et".
durdu çocuk, duraksadı. kalp atışları yavaşladı, hayat durdu onun için. düşünmek istemiyordu ama düşünüyordu işte beyin.
bir dilenciden ne farkım var diye soruyorum bazen kendime. bazen anneme, bazen arkadaşlarıma sarılıp ağlamak istiyorum:  "anne! sokakta gördüğümüz, hani iğrene iğrene baktığımız dilencilerin bile hayatta amacı var. oturuyorlar bir yere, gelenden geçenden para dilenip zengin olmak istiyorlar. ben! anne, peki ben? bir dilenci bile benden üstün, ben niye varım?" diye.
bazen kendini motive ediyordu çocuk. arkadaşlarına kendisini "ben yazarım, bazen yazıyorum blogda" diye tanıtıyordu. kendisini "doğuştan gelen yeteneğinin yazmak olduğuna" inandırmaya çalışıyordu hep çocuk. sonra bakıyordu, okuyanına, yorumlarına: "ne kadar okuyanı" olduğunu soruyordu, "ne kadar yorum yapanı" olduğunu. nerden bilsin çocuk, nerden..
çok mu memnunum zannediyorsunuz "ben bu hiçlik" duygusundan diye soruyorum bazen kendime. kızıyorum, bağırıyorum içten içten. "sürekli gülen çocuk" diyorum kendime, sürekli gülen çocuk. kimse de çıkıp demiyor ki: "mustafa neden bu kadar çok gülüyorsun? neden durumlarında bu kadar saçma şeyler yazıyorsun da blog yazılarında ağlıyorsun!" diye.
sürekli gülüyordu çocuk. "ne kadar okuyanım var, ne kadar yorum yapanı" diye merak ediyordu. yazıyordu çocuk. tanıdığı herkes "güzel yazılar yazdığını söylüyordu", yazdıklarını okuduklarını söylüyordu. ama kimse de çıkıp demiyordu ki: "neden durumlarında bu kadar saçma şeyler yazıyorsun da, blog yazılarında ağlıyorsun?!" diye.
çok sevdiğim bir arkadaşımla görüştüm. "eski popülerliğini kaybettin" dedi. "hangi popülerlik? aslında ben hep arkadaydım, hep yalnız." demek istedim, diyemedim. "ben mi kaybettim?" dedim, sustum.

oysaki geçen seneye kadar facebooktaki arkadaşlarıma çok değer verirdim ben. tanımadığım, yüzünü görmediğin yüzlerce insanın kişisel özelliklerini biliyordum. seviyordum, dinliyordum.

başlıkta diyorum ya, "çok ilerledim. çok yürüdüm". ama zaman öyle bir geçti ki, "öyle bir kaybettim ki hiçlik duygusuyla her şeyimi"; bak, "o kadar çok ilerledim ama odunluzıkkım olmaya ilk başladığım yerdeyim".

Yorumlar

  1. Seni sen yapan belki de odunluzikkim oldugun yerdir?

    YanıtlaSil
  2. Benim gibisin.
    Kendini çaresiz, güçsüz, hayatının amacını sapıtmış, sürekli insanların söylediklerine kulaklarını tıkayıp, kendi doğruları için savaşmak isteyen ama neyin doğru olduğuna karar veremeyen...

    Yanılıyor muyum? Yanılıyorsam da öyle hissettim, kendimi gördüm resmen yazıda. Aslında içten içe, mükemmellik duygusu taşıyorsun, ama bu duygun kırılmış emin olamıyorsun yine de biliyorsun ama 'aslında senin hayatının bir amacı var, hedeflerin var.' sadece bunu kimse anlamıyor...

    ümitlisin.
    Biliyorsun, bir gün istediğin yerde olacağını... Sadece merak ediyorsun. 'Ne zaman?'

    Ben kendimi kendimle çelişen bir ahmak olarak görüyorum bazen. Ama biliyorum şu yaşadıklarımız, boşluk hissi, 'deliriyo muyum?' korkuları sadece bir süreç...

    Geçicek ve beklenen gün gelicek.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet, tam olarak yorumladığın gibiyim. sadece "bu kadar şeye rağmen kendini çare sahibi, güçlü, hayatının amacı varmış gibi gösteren bir insansın" demeyi unutmuşsun. çünkü bu çocuğun yazdığı amaçsız saçma şeylerin, başka açıklaması olamaz.

      yanılmıyorsun. aslında benim bir hayatımın amacı var-dı. hedeflerim var-dı. her insan gibi. öyle güzel amaçlar, öyle güzel hedeflerim vardı ki dünyanın kurtarıcısı ben olabilecektim. ama "insanın kurduğu tüm hayaller suya düştüğü zaman, ne hayatının amacı kalıyor, ne hedefi, bir anda hayal kurmaya bile küsüyor insan".

      ümitliyim de. hani "askfm" sitesinde, anonim bir kişiyle sohbet ettiğim zaman bile mutluluk duyuyorum. birilerinin bana ilgi göstermesi, beni merak etmesi biraz ümit uyandırıyor içimde. bu kadar ufacık şeylerden bile ümitlendiğim için belki de bu kadar kötü hissediyorum kendimi.

      cidden, ben deliriyor muyum? şizofren miyim?

      umarım, umarım geçecek.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız