elvedalardan nefret ediyorum.

ask.fm'de nur bugün, "birisini uğurlamak ne kadar kötü bir şey. bazen de yolculuk yapanın kendinin olması kötü. sen bu duruma ne diyorsun mustafa?" diye bir soru sormuş. kafamı kurcaladı, kafamda bir çok şey kurdum.


lisedeyken kime sorarsan sor, "karavan dolusu hayaller"i vardı herkesin. hayattan mı sıkılmıştık, dertlerden mi, derslerden mi yoksa gençlik psikolojisinin verdiği acılardan mı bilmiyorum ama tek isteğimiz "her şeyden uzaklaşıp, kimsenin bizi bilmediği, kimsenin bizi tanımadığı" yerlere gitmekti. yolumuzu bilmeden, kafamızın bizi götürdüğü yere gitmek işte. sanırım birilerinden gitmeye, birilerinin hayatında kalmamaya o zamandan beri çok meraklıyız.

gitmek, çok karışık bir müessese aslında. düşünsene. gittiğin zaman kazanacağını düşünüyorsun, ama gittiğin zaman neler olacağını bilmiyorsun.
hayatın beni çok yorduğunu düşünüyordum. ayağı sakat biri değildim ya da küçük yaşta annemi babamı kaybeden bir insan da. ya da ne bileyim işte, doğuştan kanseri olan bir insan da değildim. ama benim de dertlerim vardı, başkalarıyla kıyasladığında küçük ama benim dünyama göre büyük gelen dertler.
sessizdim, kimsenin aramamasının vermiş olduğu yetkiye dayanarak çok yalnız hissediyordum kendimi. zaten birileri arayıp "naber" dediği zaman, şu lanet olası düşüncelerim bir türlü "kötüyüm" diyemiyordu. söylediğim her "iyiyim" içerisinde "hayatım bok gibi, sadece beni üzgün görmenizi istemiyorum" mesajı saklanıyordu.
o gün çok fazla düşündüm. düşünmem için çok fazla zamanım ve çok fazla yalnızlığım vardı. sanki bir yaram kanıyordu ve kimsenin arayıp sormaması tuz basıyordu. yalnızlık, çok kötü bir şey ve her hissettiğimde daha fazla acıtıyordu. nedense "gitmeyi" istedim. her şeyden uzaklaşmayı, bir daha dönmemeyi. gidersem eğer, her şeyin düzeleceğini düşündüm. yeni arkadaşlarımı hayal ettim, benim bu halimi bilmeyen yeni bir ben ile tanışacak arkadaşlarımı.
hayaller kurmak güzel oluyordu. arkadaşlarım olacaktı, yeni bir ben yaratacaktım ve öyle seveceklerdi ki beni; her fırsat bulduklarında arayacaklardı. sadece, sadece bu düşünce yetti gitmeme.
insanların hayatından gitmek, benim en büyük alışkanlıklarımdan birisidir. insanlara önce güven veririm, kendimi sevdiririm ve hayatlarında sürekli kalacakmış gibi hissettiririm. çok bencilim. aslında bir öğretmen de sayılabilirim: ben insanlara, hayatlarına girmiş herkesin bir gün ölebileceğini, bir gün gidebileceğini öğretiyorum. bana teşekkür etmeleri gerekiyorken, benden nefret ediyorlar.

sadece böyle kalmıyor, birileri benden gidiyor. bana koymuyor aslında, giden gitsin gözüyle bakıyorum. ama giderken haber veren kişilere "elveda" demekten nefret ediyorum. daha doğrusu, "diyememekten" nefret ediyorum. birileri hayatımdan giderken, suçu hep kendimde arıyorum. içine büründüğüm tüm kişilikleri silmek, tüm hayata küsmek istiyorum. "koymuyor gibi duruyor ama aslında çok yaralıyor, biliyorum.".

ve şunu da biliyorum: "ben ne kadar hayatımda istersem isteyeyim, herkes gidiyor".
size şunun da temennisini veriyorum: "siz beni hayatınızda ne kadar tutmak isterseniz isteyin, ben bir gün gideceğim. gitmek zorundayım".

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız