mim: takıntılar

geçenlerde çok sevdiğim blog yazarı melodram onu takip eden herkesi bir yazıda mimlemiş. aslında ona "bana herkes mi dedin? bana bak bana! bana mı dedin?" diye trip atmak istiyordum ama olmaz öyle, kıyamam. o yüzden, ben de onun mim'ine karşılık verip herkes olayım dedim.

takıntı 1: o sesi duymazsam ölürüm!
eski oturduğum evde her odada olduğu gibi benim odamın da bir kapısı vardı. aslında kapıyı diğerlerinden farklı yapan fiziksel olarak bir şey yoktu. ne bileyim kapıyla çeşitli fantezilerim falan olmadı. kapının tek özelliği, "kapatırken iki defa çıt diye ses çıkarmasıydı". kapıyı biraz kapatırdım, duyardım o "çıt" sesini. ama yetmezdi, biraz daha ittirmem gerekiyordu ki ikinci bir çıt sesi gelsin. o ikinci "çıt" sesini duymadığı sürece içim rahat etmezdi, odayı aslanların kaplanların hayaletlerin zombilerin basacağını düşünürdüm!

o günlerden sonra kapıların kapanmamasına hep karşıyım. bugün odam sıcak oluyor diye balkonun kapısını açtığım zaman bir korku kaplar içimi. o kapı, kapatılmalı!

takıntı 2: kısa saçlı kızları, kendimden çok seviyorum!

uzun zaman önce bursada, metroda bir kız ile karşılaşmıştım. turuncu saçları vardı, sanki amerikan kesimiydi saçları. o kadar kısaydı yani, aslında bir erkekten farkı yoktu ama; diğer kızlardan farklı olduğu için çok hoşuma gitmişti. metrodan inene kadar bakmıştım ona, o indi; sonra başkalarına bakmaya başladım ama o kız hala aklımda. tabi o kıza bakmamın sebepleri arasında, göğsünde olan akrep dövmesinin hiç önemi yok diyebilir miyim? tabi ki hayır.

o günden sonra her kısa saçlı kız gördüğümde "oha, keşke sevgilim olsa" isteği doğdu içimde. sevgiliyi geçtim, kısa saçlı bir arkadaşım olsa çok severim onu. ama gel gelelim, hiçbir hatunun götü kısa saç kestirmeye yemiyor. malum, kısa saç olursa diğer insanlara güzel görünemezler.

takıntı 3: ayakkabılara aşığım, bayan türü olanlara!
sırf bu özelliğinden dolayı bazen kendime "gey miyim lan ben?" diye soruyorum. ama sonra olmadığımı kabul edip bunun bir zevk meselesi olduğuna karar veriyorum.

bundan bir kaç zaman önce bir moda blogu açmış, hoşuma giden şeyleri koymaya başlamıştım. koyduğum modasal şeyler arasında bir erkeğin giyebileceği güzel elbiseler yoktu ama. sadece hatunların hoşuna giden elbiseler vardı.

elbiseleri geçtim, hani ojeler vardır belki bilirsiniz. tırnağın üzerine desen çizdiriyor, uğur böcekli desen falan oluyor ve çok seviyorsun onları. işte bu tarz şeyleri paylaşıyordum. bir kız sarı siyah yapıp dudaklarını pikaçuya benzetmişti mesela; çok çok hoşuma gitti. ondan sonra bu tarz şeyler sürekli hoşuma gitti, bugün bir yerde kızların giydiği elbiseleri falan gördüğüm zaman bakmadan duramıyorum! laf aramızda, markafoni gibi sitelere girdiğim zaman baktığım ilk şey hatunların giydiği şeyler oluyor.

bir de ayakkabıları var. babetleri hiç sevmem ama işin içine topuklu giyip rengini pembe veya kırmızı seçtiğiniz zaman her şey daha seksi oluyor. yemin ediyorum hatunlar boşuna uğraşıyorlar; pembe bir topuklu ayakkabı, iç göstermeyen beyaz bir elbise ve siyah bir saç çoğu erkeğin gönlünü fethetmeye yeter.

bir mim'in ve ilk mim'imin sonuna geldik. şimdi mim olayı gereğince benim bu mim'i birine paslamam gerekiyor ama gel gelelim; ben blog yazan biriyle arkadaşlık yapmıyorum. yapmıyorum değil yani, öyle bir arkadaşım yok; olsaydı güzel olurdu. yazarın buradaki 'blog yazan arkadaş arıyorum' mesajını görmezden gelelim lütfen. okuduğunuz için teşekkür ederim. görüşürüz.

Yorumlar

  1. Demedim, demedim, sana herkes demedim! Dediysem de inkar ederim.:P Çok fetişik bir mim olmuş, aile olsa yanımda ailecek sevebilirdik.:D Pembe topuklulara hep destek, tam destek... Soft olması şartıyla tabii ki.:)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?