yalnız bir can kurtaran.

küçüklüğümden beri nefret etmişimdir ambulansların acı sesinden. merak ediyorum, ambulansların sesleri neden acı doludur? bence bir hastayı aldığı zaman "i'm sexy and i know it" şarkısı çalmalı. ölmek üzere olan hasta acı müziği dinleyip daha da fazla ölmeyi istemesi yerine, canlı bir parça dinleyip dans etmeyi istemeli. duymasalar bile hissetmeliler o müziği. her neyse.

küçücükken, ilkokul kaçıncı sınıfken hatırlamıyorum bir trafik kazası geçirmiştim. öyle abartılacak bir şey değildi, alt tarafı motosiklet çarpmıştı ufacık şişman bedenime. o günden sonra nefret ettim ben ambulanslardan, çalan acı seslerinden.

yine küçükken, etrafımızda bir ambulans geçtiğinde veya sesini duyduğumuzda şanssızlık getireceğini düşünürdük kendi aramızda. bizim siyah kedimiz ambulanslardı. gördüğümüz zaman hemen saçımızı tutardık o etrafa verdiği şanssızlık bize uğramasın, bizi es geçsin diye.
ambulansların sesinden nefret ettiğim halde doktor olmuştum. okulumun verdiği zorunluluk ile staj olsun diye bir hastanede işe başvurmuştum. kabul edildi, hayattan soğumuştum.
her sabahın köründe gitmem gerekiyordu hastaneye. ilk görüşte nefret etmiştim buradan.
şu koridorlara bak. bazen kan, bazen ölüm kokuyorlar. ameliyathane önünde tedirgin bakışlarla etrafı süzen insanlar, doktordan gelmesi gereken sevindirici haberi bekliyorlar. ümitli bekleyişler zamanın akış hızıyla doğru orantılı azalıyor, korkuyorlar. doktor içeriden çıkar çıkmaz koşuşturuyorlar. bir an gözyaşları sel oluyor durdulamayan şelaleler gibi. insanlar, ölüyorlar. ölürken kimseyi takmıyorlar.
yalnızlığı bir kaç kelimeyle anlatacak olsaydım eğer, kullanabileceğim ilk kelime yine yalnızlık olurdu. insanlar, yalnızlığı yanlış bildikçe kendini öldürmeye bir adım daha fazla yaklaşıyorlar. mesela yalnızlığın "insanlar arasında kendini boşta hissetmek" olduğunu söylüyorlar ve sırf buna inat insanların yanında suratlarını asıyorlar! ölen bir insandan farkı kalmıyor insanın; etrafındakiler ağlıyorlar, ama yalnızlar takmıyorlar.
eve gelmiştim, oturdum. kahvemi yaptım, cam kenarına geçtim ve aşağıdan geçen insanları izledim. gözlerim doldu, yavaş yavaş ağlamaya başladım. keşke hep yavaş yavaş gitseydi ağlamak, bir zaman sonra hıçkırıklara kapıldım.
gün boyunca insan kurtarmanın vermiş olduğu gurur içerisindeydim. kurtardığım hayatların hiç birini tanımıyordum, gözlerini açtıkları zaman hiç biri tanımayacaktı beni. ben sadece kurtarıyordum, yaşatıyordum ve gidiyordum. insanlar bana bakıyorlardı. konuşmuyorlardı. sanki ben insan değilmişim gibi davranıyorlardı.
bilgisayarımı açmamıştım o gün. telefonumu kapatmıştım. televizyonu bile açmamıştım, bünyem izin verseydi eğer yemek bile yapmayacaktım. "belki biri gelir" diyordum, "belki biri beni bulur ve 'güzel bir iş yapıyorsun' derdi. belki birisi beni bulur ve 'benim de dostum yok, gel dost olalım'  derdi".
böyle olsaydı eğer, beklerdim. sadece o akşam değil, tüm geceler beklerdim. dışarı çıkardım bazen bakardım etrafta ne var diye, ne yok diye.

sadece "bir ümit" derdim. "belki" işte "belki bulur lan belki!" derdim.

bulmazdı kimse.
bi de insanlar kendilerine yalnızım derlerdi. insanlar yalnızlığa küfür ederlerdi. belki ben yanlış anlıyorum, belki insanlar yanlış anlatıyor ama; nerdeydi.
 sürekli "yalnızım" diyen insanlar nerdeydi? ben çok bekledim, ama kimse gelmedi.

Yorumlar

  1. yaptığın meslek çok kutsal bununla gurur duymalısın.hayattaki yalnızlık gelip geçici önemli olan bu dünyada kalıcı olarak bıraktıkların bir çok kişinin derdine derman olmak çok harika bir duygu olmalı.bunu yaşamak isterdim gerçekten..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?