zamanı durduramadım, özür dilerim.

ilk yazı şurada. ilginizi çekerse önce bu yazıyı okuyun.


küçükken eminim hepimizin bir kahraman olma isteği vardır. ben bazen görünmez olmak isterdim, bazense ölümsüz. bazen her şeyi bilen bir insan olmak isterdim, bazense dünyayı kurtaran süpermen. o zamanlar bilemiyordum ki tanrıdan "zamanı durdurabilen bir süper kahraman" olmayı isteseydim, aslında her şeyin daha basit olacağını.
elini bırakmamalıydım, ben elini bırakırsam eğer başkaları tutardı biliyorum. bir dizi de geçiyordu "insanlar kötü, insanlar acımasız" diye. ben elini bıraktığım zaman hemen yerimi doldurmaya çalışacaklardı. sahipsiz sanacaklardı seni. korkuyordum. ama hayat işte bu; ben hala korkuyorum.
istemeye istemeye elini bırakıyordum. istemeye istemeye son kez sarılıyordum ve istemeye istemeye gitmek zorunda kalıyordum. biliyordum, "bundan sonra her şey kötüye gidecek". biliyordum ama elimden hiçbir şey gelmiyordu. korkuyordum, ben hala korkuyorum.
çoğu yazımda bahsederim, "araya mesafeler girdiğinde her şey daha zorlaşır" diye. insanların yalanları vardır, "böyle ayrılıklarda birbirinize bağlanırsınız, daha fazla özler birleştiğiniz zaman daha fazla sarılırsınız" diye. araya mesafeler girmeseydi eğer ben yine bağlanırdım sana, ben yine daha fazla özlerdim ve ben yine daha fazla sarılırdım sana. ne gerek var mesafeye falan!

insanlar kendilerini avutacak şeyleri söylerler her zaman. kimse de demiyor ki "araya mesafeler girdiği zaman mesajlarınız çok soğuyacak. duygularınızı yansıtamayacaksınız. mesajlarla duygular ne kadar gerçekçi olabilir ki? sen ağlarsın, ama güler yüzlü gösterirsin ya da ne bileyim işte; sen gülersin ama ağlıyor gibi gösterirsin" diye.
keşke duygularımı gösterebilseydim diyorum bazen şu dört duvar odanın tek aynasında bakarken kendime. ya benim duygularım çok gizli, ya da insanların duyguları çok gösterişliydi.
insanlara çok özeniyorum. birbirlerine kolayca seni seviyorum diyebilenler, facebookta bugün göremediği sevgilisine "seni göremedim, bugünüm berbat geçiyor!" diye seslenenler ve benzerleri. benim birine seni seviyorum demem için tüm hayatım sikiliyor sanki. ya da birine "seni göremedim ya bugünüm bok gibi" derken götüme giren bir kazığı hissedebiliyorum. diyorum ya, "acaba benim duygularım mı çok gizli; yoksa insanların duyguları mı çok gösterişli?". henüz cevabını bulamadım.
yine bir günün sonuna gelmiştim. hava kararmıştı, farkında bile değildim. içimin karanlığından görmüyordum ki ışığı falan. ne mesaj atmıştı, ne mesaj atmıştım. boşuna demiyordum "araya mesafeler girdiğinde her şey daha zorlaşır" diye. boşuna çıkmamıştı işte. 
bir de duygularını çok zor gösteren bir insan olduğumdan mesaj atamamıştım. "beni hiç özlemedin mi?" diyememiştim. beni hiç özlemedin mi demek büyük cesaret istiyordu, bense şu an çok korkaktım.
hani, canın yandığı zaman, mide kısmında bir yerlerde; derinde hissettiğiniz ama ne olduğunu bilmediğiniz bir sancı olur ya. boşluk diyoruz ona; tıp bıraksın kanseri falan da, o boşluğu nasıl geçireceğimize bir çare bulsun bence. çünkü, canımızı çok acıtıyor; sizi bilmiyorum da, canımı çok acıtıyor.
hani demiştim ya, "o an zaman durmalıydı" diye. sanırım bir şey istediğim zaman olmuyordu. tanrı elime "zamanı durdurma gücünü verseydi, zamanı durdurabilen süper kahraman olsaydım keşke. o zaman ben bu yazıyı yazmak zorunda kalmazdım. daha doğrusu, biz şimdi uzak yerlerde olmazdık.".
diyorum işte. "o an zaman durmalıydı" diye. birilerinden istemek yerine kendim yapmalıydım, vurmalıydım olmayan silahımla ikimizi de. "zamanın durmasını birinden istiyorsan ve durmuyorsa eğer; o zaman sen yapacaksın" diye bir laf salladım şimdi.

keşke bu, o zaman aklıma gelseydi.

zamanı durduramadım, özür dilerim.

Yorumlar

  1. Keşke benim de insanların gerçek duygularını okuma gibi bir yeteneğim olsaydı. Kendimi buldum bu yazıda. benim şu andaki durumum aynı. İnsan mutsuz olduğunda yazar demiş bir yazar. Ama ben onlardan değilim. Birkaç gündür hiç bir şey düşünemiyorum, yemek yiyemiyorum. Depresyondayım galiba. Sevgi sözcükleri anlamını yitirmiş gibi geliyor önüne gelene canım, bitanem... ne kadar duygusuz olmuş insanlar. Ben o insanları ağız ishali olmuş kişiler olarak adlandırıyorum. Kolayca unutulabiliyor her şey sadece sevgili değil dostluklar bile. Ben mi anırmalim diyorum, acı çekiyorum, sırtımdan bıçaklanmış gibi hissediyorum. Çağımızın hastalığı ne biliyor musun? Çoğu insan -miş gibi hastalığına tutulmuşlar. İyiymiş, sevmiş, özlemiyormuş gibi miş hastalığı işte. Aman onlar kendilerini normal olarak görsünler, asıl anormal olan onlar. Gerçi bizde pek normal sayılmayız. :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?