Kayıtlar

Temmuz, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

saçmalattirik: iyiyim, sen nasılsın?

mustafa- nasılsın?
mustafa- iyiyim, sen nasılsın?
mustafa- yalan söylediğini bilecek kadar kötüyüm.
mustafa- herkes böyle değil mi? bir iyiyim içerisinde kim bilir kimlerce "ölüyorum" saklı. ya da kim bilir, insan "nasılsın" sorusuna kaç kere gerçek cevabı verdi.
mustafa- neden böyleler?
mustafa- yalanlar, öyle olmayan şeyin öyle olması istenildiği için söylenir.
mustafa- bu yüzden mi yalancısın?
mustafa- bu yüzden yalancıyım. çok insan güldürüyorsun, çok insan eğlendiriyorsun; ama içinde bir boşluk varsa... ah o lanet olası, içi hiç dolmayan boşluk. nefret ettiğim kadar güzelsin bazen, var olduğumu hatırlatıyorsun; ama nefret ettiğim kadar da kötüsün işte, bazen hiç gitmeyip acı çektire çektire öldürüyorsun.

yazı yazarken karşımda biri varmış gibi konuşmak istiyorum, beni duyuyor musun okuyucu? bağırmam mı gerekiyor? ya da ne bileyim, var olduğumu görmen için toprak altına mı girmem gerekiyor?

nasıl bu kadar duygusal oldum? saatler önce, dakikalar önce kahkahalarla gülen…

kabul et artık.

öldü mü?
sanırım benim, bunu kabul etmem gerekiyor.
öldürdüm.
ve her şey bitti.
ben de öyle.

herkes mi ölür?

Resim
kırmızı- yeter artık! çok fazla naz yapıyorsun, ölmemi mi istiyorsun? öldür beni artık!
mustafa- seni öldürmek, 10 yıldır sahip olduğum köpeği bir gece ansızın bıçaklamak gibi! benimle kavga ediyorsun, yine mi tüm suç benim?
kırmızı- kapa çeneni!
mustafa- ben kendi yarattığım şeyi öldürebilecek kadar cani miyim?!
kırmızı- kendi yarattığın şeyi üzebilecek kadar umursamazsın.
mustafa- her şeyi umursasaydım sen burada olmazdın!
kırmızı- ne dememi bekliyorsun, anlattıklarından ne çıkardım biliyor musun! bırak bu sefer ben yazayım! umursamazmış! ağlayamazmış! peh, sen yalancının tekisin. gerçek hayatta onlarca arkadaşın varken yalnızım deyişlerine mi inanacağım ben senin? kendini kandırmaya ne kadar devam edeceksin. şuraya bak.

hayatını anlatıp duruyorsun, hayatını sevmiyorsan eğer hayatın için bir şeyler yaparsın. ama sen sadece bununla boş boş zırvalar anlatan birisin. insanların ne demesini bekliyorsun? ben sadece kırmızıyım, kırmızı! seni mutlu etmem için yaratırken elime bir sihirli değnek …

saçmalattirik, deli misin sen?

Resim
kırmızı- kendinle çok çelişiyorsun.
mustafa- kendimi tanısaydım burada olmazdın. ben deliyim, sense benim hayalim.
kırmızı- sadece hayalden mi ibaretim?
mustafa- ve biraz da benden. çıldırıyordum. gel dediler, geldim. dur dediler, durdum. boşver bunları, en önemlisi: büyü dediler, büyüdüm. yaşa dediler, yaşadım. öl diyecekler, ölmek istemiyorum.

hayatım kırmızı renkli intihar korkusuyla geçti. hayatımı düzene soktum, bozdular. bir kaç şizofrenik hayalin kimseye zararı yoktur umarım. söylemek istediklerimi söyleyebileceğim birilerine ihtiyacım vardı, oysa kırmızı giyinmişti ve güzeldi. inandığım şeyler bana "sen yaratamazsın" diyordu, yarattım. diyorum ya, "kırmızı giyinmişti, ve çok yakışmıştı".  gerçek bir insanmış gibi davrandım, anlattım durdum.

küçüklüğüm "şizofrenliğin iyi bir şey olduğunu söyleyen" msn arkadaşlarıyla geçti. garipti o zamanlar. bir arkadaşım 4 tane anti depresan kullandığını söylüyordu, özeniyordum. psikolojisi bozuk insanların hayatlar…

ne iş yapmak isterdin?

Resim
kırmızı- hadi biraz okundun diyelim. ne yapmak isterdin?
mustafa- öncelikle biraz para kazanmak isterdim. tüm kırıklıklara inat kurduğum hayallerim var.
kırmızı- nasıl hayaller?
mustafa- anlatacağım, biraz kahve koyar mısın? sigaramı da yaksan ya. çok tatlısın. herkesin birbirine soru sorabildiği bir sitede "yalnız mı takılmayı seversin, yoksa insanlarla beraber mi?" diye sormuşlar. çoğu "yalnızlıktan nefret ediyorum" diyen insanın "yalnız takılmayı seviyorum" deyişine tanık oldum. yalnızlıkta, insanlarda bulamadığımız neyi buluyoruz bilmek istiyorum. sessizliği mi? ama öyle değil ki, "sessiz ol, sadece susmanı istiyorum" dediğimiz zaman herkes susar zaten. şş, sessiz olun; bakın, bir şey yazıyorum.

insanlara değer vermek nedir biliyor musunuz? elbette biliyorsunuz, sonuçta hepimiz yıllar önce "arkadaşlarımızın mutluluğu için kendi mutluluğumuzu bırakacak kadar" fedakardık. bir arabanın benzini bittiği zaman, 30-40 kilometre daha gider ve…

hiç olmaktan kurtulmak istiyorum.

Resim
kırmızı- uyandın mı? güzel, sevindim. kahvaltını yanına getirdim, biraz konuşalım istiyorum.
mustafa- biraz konuşalım, ama bana sakın kendinden bahsetme. seni tanımıyorum ama biliyorum, seni tanıdıkça senden nefret edeceğim. insanların gerçek yüzlerini gördükçe insanlardan nefret ediyorum. insanlardan korkuyorum.
kırmızı- neden?
mustafa- neden mi? çünkü gidiyorlar, ölüyorlar. mutlu ediyorsun, kaçıyorlar. ağlatıyorsun, bağlanıyorlar. ne yaptıklarını bilmiyorlar. mesela bir gün çok mutlu uyanıyorlar, bir günse hayata küfür ederek.
kırmızı- insanları boşver, böyle şeyleri bilmeyen kalmadı. kendinden bahset. kendinden neden korkuyorsun? neden her gün uyandığında küfürler ediyorsun, neden sigara içiyorsun, neden yüzün gülmekten başka tepki vermiyor? neden bu kadar boşsun? bana sadece, sadece kendini anlat.
mustafa- ben konuşmayı bilmiyorum, bilgisayarımı aç. yazacağım. sen biraz daha uyu. sen bilmiyorsun. her gün uyumadan önce, yıllar boyunca hem de, dua ettim. yeni doğan her güne yıllar boyunc…

saçmalattirik, kırmızı bir elbisesi vardı, anlamadılar.

neden, neden kırmızı giriyorsun rüyalarıma be kadın?
kana mı susadın? kanımı mı, canımı mı alacaksın?
bende sana verecek kan kalmadı, sinekler ısırdı.
bende sana verecek can kalmadı, nerede olduğunu ben de bilmiyorum. duygusal iki cümleden sonra olayı sineklere bağladığım için kendimle gurur duyuyorum. beni "çok duygusal" bir insan zannediyorlar, aslen ben çok duygusal insanım.

bir zamanlar, yalnız kalmaktan çok korkardım. "yalnız kalmak istemiyorsan eğer, yeri geldiğinde bir gayle, bir travestiyle, bir fahişeyle arkadaş olup sohbet etmeyi iyi bileceksin" derdim. farklı bir fahişeydi o, kırmızı elbisesi vardı. yakışmıştı. kırmızı ojeli, mavi gözlü, sarı saçlı bir fahişe ve onun kırmızı elbisesi.

hiç yalnız olduğunuz için değil de, kimseyle konuşamadığınız için parasını verip bir fahişeyle konuşmayı istediniz mi? ben istedim. param olsaydı, parası neyse verir sohbet ederdim. çok merak ediyorum bir fahişenin dostluğunu. içi dışı bir olmayan dostlara o kadar alıştım ki,…

yeni bir şey.

yeni bir şey yazamıyorum, zaten okumuyorsunuz.

bazen, tatsız oluyor.

bazen, içtiğim sigaranın tadını bile alamıyorum. tütünün eksikliğinden mi, yoksa senin eksikliğinden mi bilmem. bazın sigaranın sadece bitişinden zevk alıyorum. kim bilir, belkide her bitişin yeni bir başlangıç doğuracağına inandığım içindir. öyle değil mi?

bazense birilerini sevmek için, onlara uzak olman gerektiğini düşünüyorum. hayat çok garip. bazı insanları yanındayken deliler gibi seviyorsun, uzaktayken çok şey değişiyor; bazı insanlarıysa sadece uzaktan seviyorsun, yakındayken çok şey değişiyor.

hatta bazen, çok fazla ölmek istiyorum. bunu da kim bilir, belkide her bitişin yeni bir başlangıç doğuracağına inandığım içindir. elde edilemeyen şeyleri hep çekici bulmuşumdur, kim bilir belki de intiharın elde edilemeyişi çekici geliyordur, bu yüzden ölümü istiyordur hep insanlar.

bazen, çok uzaklara uçmak istiyorum mesela. belki de bu da imkansızlıktandır, uçmanın da elde edilemeyişinin verdiği bir histir. şu balkondan kendini aşağıya doğru atıp, kollarını çırptığında uçmayı kim ist…

saçmalattirik, "nasıl var şu para?"

parayı bok mu var da bulmuşlar?

parayı bulan insanlar, insanlığın bu halde olduğunu görseydiler eğer yaptıklarına pişman olurlar mıydı? bence olmazlardı. çünkü parayı ben bulsaydım eğer, onu istediğim gibi çoğaltma gücüne de sahip olurdum. bok yemişler dünyanın en zengin insanları falan! parayı ben bulmuşsam eğer, bu dünyanın en zengini benimdir! tüm insanlığı ele geçirebilecekken, ne gerek var her şeyi düzeltmeye? insanlığı tekrar eski haline sokmaya falan?

aslında paranın yaratılış macerasını çok merak ediyorum.

iki tane genç, beraber otururken "bak kanka, bunu buldum. buna para diyeceğiz. ben sana bunu vereceğim, sen de bana insanlığını vereceksin." mi demiş? paranın hiçbir değeri yokken, birden nasıl öyle değerlenmiş ve insanlar her şeyini buna verir olmuş? bilmek istiyorum, bunu bilmek benim hakkım değil mi? ben "para" uğruna "hayallerimi" veriyorum, madem öyle hakkım değil mi sorarım size! bu da mı gol değil he? bu da mı gol değil?

yani düşünsenize,…

rüyamda gördüm.

param yoktu. hayallerimi satabilirsem eğer, olabilirdi.
hayallerimi de satabilirdim, ruhumu da.
insanlar paraya bu kadar değer verirken, hayallerimin de ruhumun da önemi yoktu.

vazgeçtim. savaşmak gibi şeyler bana göre değildi sanki. gitmek vardı, kaçmak. belki hiçbir şeyin çözümü değildi, belki yeni bir zaferin başlangıcı.

ya da ne bileyim. zaten her gidişi, yeni bir zafer için yapmadım mı?

boşverdim bu sefer.
benim için zaferin önemi yoktu, bıraktım.

ses çıkardı, rüyamdaki kırmızı elbiseli kadın.
"bırak, bu sefer onlar kazansın."
"bırak, bu sefer sen kaybeden tarafsın."
"kaybet, ama gitme. bırak, bu sefer sen değil kazananlar utansın."
sigaramı yaktım.
bir nefes çektim.
"bak kadın, bıraktım. bu sefer onlar kazandı."
"bak kadın, bıraktım. bu sefer kaybeden tarafım."
"kaybettim, gitmiyorum. bak kadın, bıraktım. ama yine ben utandım."

saçmalattirik, "kim demiş?"

hafif müziğimi açmış dinliyordum. kimdi söyleyen, nasıl yapıyorlardı, nasıl söylüyorlardı bilmiyordum. umrumda değildi, müzik aletleriyle anlatmaya çalıştığı şey beynimi yiyordu sadece.

gitar "ne yapıyorsun" dermiş gibi sesler çıkartıp sohbete giriyordu benimle.
"ne mi yapıyorum?"
"evet, ne yapıyorsun?"
"görmüyor musun? müzik dinliyorum."
"benimle konuşabilecek kadar manyaksın! tek yaptığın şey müzik dinlemek mi?"
"neden seninle konuşuyorum? nasıl?"
"benden anlam çıkartmaya çalışıyorsun."
"çünkü.. çünkü diğer her şey anlamsız geliyor. diğer her şey, yalan söylüyor. diğer her şey, gidiyor. ama sen böyle değilsin; sen bana yalan söyleyemiyorsun. sen, benim seni anladığım ve kendime anlattığım kadarsın. yalan söyleyemezsin." olur bazen böyle. şaka yapıyorum, olmaz böyle. dinlediğin enstrüman müziklerden anlam çıkarmaya çalışıyorsan eğer delirmek üzeresindir. ben bırak anlam çıkarmayı, sohbet etmeye başladım. delirm…

yazarın okuyanıyla derdi.

"bir seri katilden kurtulmak istiyorsanız eğer, kontrolün onda olmadığını hissettirin" derdi okuduğum romanlar. işe yarar bir taktik olduğunu sanıyordum. bu gün kendimi, kendi mahzenime çektim. kendimle konuştum.
+ bak, kontrol bu sefer sende değil, hiçbir şey yapamayacaksın bana. acı çektiremeyeceksin, bıçaklarınla yine kalbimi deşemeyeceksin ve diğer insanlara yaptığın gibi beni öldüremeyeceksin.
- ne zannediyorsun, romanlarda öğrendiğin taktiklerle kendi kendini ikna mı edeceksin? hiçbir şey yapmayacağım sana, ben hiçbir şey yapmadım sana. ne yapıyorsan, kendine yapıyorsun.
+ kendime ne yapıyorum?
- aynaya bir bak, ne yapıyorsun?
+ ayna mı? sen zaten bensin, neden sana bakmıyorum?
- sen eğer ki ben olsaydın, duygularınla baş etmeyi bilirdin. sen duygularınla kendini öldürüyorsun, ben düşüncelerimle başkalarını. hiç sevmem zaten ben o siktiğimin polisiye romanlarını.

seri katil başka biri olduğunda kontrolü sağlamanın kolay olduğunu öğretiyorlar insana. fakat her gün kendini öl…

güven tezgahı.

küçükken hiç güven adında bir arkadaşım olmadı. ben "bu dünyada babana bile güvenmeyeceksin" cümleleriyle büyüdüm. insanlar "insanlara güvenin, ama yeteri kadar. en azından gittiği zaman koymayacak kadar." şeklinde bir felsefeyle büyümeliydi bence. hepimizin geçmişten gelen, güven ile alakalı bir problemleri var. hepimize sorsak "ben asla insanlara güvenmem" diyoruz. madem "insanlara güvenmiyoruz, neden gittiklerinde üzülüyoruz?". ya da ne bileyim, babam bu kadar güzel pasta yapmayı nereden öğrendi?

güven bence sadece bir insan ismi olmalıydı. ya da birbirimize birini tanıttığımız zaman söylediğimiz ilk kelime "güvenilir" veya "güvenilemez" olmamalıydı. çok garibiz biliyorsunuz değil mi? insanlara "kendin ol" diyen de biziz, "kendileri olup güvenilmez olduklarında küsüp giden de."

yaşadığımız devri hiç sevmiyorum. ne zaman yaşamak isterdin diye sorsaydılar sanırım "hiçbir zaman" derdim. neden bu …

midemdeki sancı mı, boşluk mu?

uzun zaman sonra küfür başlıklı bir yazı yazmak, çok farklı bir şeymiş. kahvemi yaptım, yanında mezedir hiç şaşmaz sigaramı da hazırladım. kulaklığımı da taktım, dinlemek istersiniz diye dinlediğim şarkıyı da paylaşıyorum:

dün, bu konuyla alakalı bir kaç şey yazacaktım. cesaretim yetmemiş ya da yazmak istememişim, hangisi olduğunu hatırlamıyorum. artık çok, çok sıkıldım; yazacağım dedim, dediğim üzere, bakın bu sefer yazıyorum.
bazen ne yapman gerektiğini unutursun,  midende bir boşluk hissedersin.
bazen birilerinin gittiğini hatırlarsın ve midende bir sancı hissedersin.
bazen unutmaya çalışırsın, unutamazsın ve midende bir sancı hissedersin.
bazen hata yaparsın, korkarsın; neden olduğunu bilmeden bir sancı hissedersin.
bazen, sadece hissedersin. neden olduğunu bilmeden, sadece hissedersin işte. 2 gün önce, otobüste gidiyorken, bu sefer hiç sevmediğim şehir izmirden ayrılırken içimde bir boşluk hissettim. izmire giderken de aynı boşluğu hissediyordum. yatağımda yatarken, her gece ay…

izmir günlüğü: geldiğim zaman her şey aynı kalmalıydı.

bir insan, minik çaplı bir geziden ne bekler? aslında gezi denilemez, ben düğüne gitmiştim. ama sonuçta, düğün bile olsa büyüdüğün yere gideceğini bilmek insana zevk vermeli biraz. öyle olmadı. öyle olmasını umuyordum, ama ilk defa nefret ettim izmirden.

aslında sorun izmirde değil, sorun bende.

hani olur ya, bir insandan çok fazla şey beklersin ama hiçbirini veremediği zaman nefret etmeye başlarsın ondan. aynı o mesele; ben izmirden çok şey bekledim, ama vermesi gerektiği şeyleri değil, vermemesi gereken şeyleri verdi bana.

sakın akrabayla evlenme!:
benim ailem "evleneceğin kişi yakından olsun, tanıdık olsun" kafasında yaşıyor. hiç unutulur mu "senin kız bayağı büyümüş, benim oğlana alalım" lafları? ben unutmuyorum. küçüklüğümden beri bilinç altımın bir yerine yerleşmiş, "ulan büyümüş taş gibi olmuş akrabaya bak" dediğim insanlar var. akraba dediğin çirkin olur! ne demek büyümüş taş gibi olmuş? olmasın arkadaş!

düğünde kuzenim ile kuzenim evleniyordu. iki…