hiç olmaktan kurtulmak istiyorum.

kırmızı- uyandın mı? güzel, sevindim. kahvaltını yanına getirdim, biraz konuşalım istiyorum.
mustafa- biraz konuşalım, ama bana sakın kendinden bahsetme. seni tanımıyorum ama biliyorum, seni tanıdıkça senden nefret edeceğim. insanların gerçek yüzlerini gördükçe insanlardan nefret ediyorum. insanlardan korkuyorum.
kırmızı- neden?
mustafa- neden mi? çünkü gidiyorlar, ölüyorlar. mutlu ediyorsun, kaçıyorlar. ağlatıyorsun, bağlanıyorlar. ne yaptıklarını bilmiyorlar. mesela bir gün çok mutlu uyanıyorlar, bir günse hayata küfür ederek.
kırmızı- insanları boşver, böyle şeyleri bilmeyen kalmadı. kendinden bahset. kendinden neden korkuyorsun? neden her gün uyandığında küfürler ediyorsun, neden sigara içiyorsun, neden yüzün gülmekten başka tepki vermiyor? neden bu kadar boşsun? bana sadece, sadece kendini anlat.
mustafa- ben konuşmayı bilmiyorum, bilgisayarımı aç. yazacağım. sen biraz daha uyu.
sen bilmiyorsun. her gün uyumadan önce, yıllar boyunca hem de, dua ettim. yeni doğan her güne yıllar boyunca "her şey geçecek, üzülme" dileğiyle uyandım. geçmeyecek derdin var olmadığına inandım, yaşadım. her gece yatağa uzandığımda, "bu gün de hiçbir şey düzelmedi, yarın..." diyerek başladım cümlelerime. her bugün yarın oldu, bir kere bile düzeltemedim bi şeyleri. 20 sene oldu, dile kolay; sadece yaşadım, yaşamayı doğru düzgün yapabildim.

günler geçtikçe ümidim kesildi. ben, tarih "11.11.11" oldu diye 'belki bir şeyler düzelir, küçücük bir umut' inancıyla bile yaşadım. olmadı, küçücük ümitler birleşerek büyük şeyler yaratır derler; benim ümitlerim hep küçük kaldı. ümitlerim de sevgililerimle ben gibi, birbirine ne kadar yakın olsalar bile birleşemediler hiçbir zaman. aralarına hep bir şeyler varmış sanki.

yavaş yavaş küfür etmeye başladım. mesela birleşmeyen ümitlerime küfür ettim, düzelmeyen hayatıma, düzelmeyen şeylere; bir zaman sonra rahatladığımı hissettim. her sabah uyandığımda geçiyordu, ama o gece rahatça uyuyordum.

bir zaman sonra hayallere küstüm, arkadaşlara küstüm. sigaranın psikolojik bir etkisi vardı. dumanını içime çektiğim zaman, dışarıya çıkarabildiğimde tüm dertlerimi atıyormuş gibi hissediyordum. aslında yoktu öyle bir şey, ama vardı işte. ben öyle hissediyordum, delirmiyorum hayır deli değilim! ama biliyorum, rahatlık bir yerden geliyordu.

bir zaman sonra hayal kuramaz oldum. düşünemez, düşüncelerimi dökemez oldum. öyle zaman geldi ki "sevgilimi yanımda taramalı tüfekle tarasalardı" eğer, bakar güler ve yoluma devam ederdim. ağlamayı unuttum. hani söylerler ya yalan olarak, "ağlamayı bilmiyorum" diye. çoğu yalandır onların, ben de yalan olduğuna inanıyordum bendekinin. ama çok sevdiğim arkadaşım annesini kaybettiğinde gördüm ağlayamadığımı. sonra, gülmeyi keşfettim. her şeye rağmen gülmeyi. mutsuzken, ağlayacakken, nefret ederken, korkarken gülmeyi.

gülmek güzeldi. her şeyi güzel gösteriyordu, her insan seni mutlu zannediyordu.

her şeyi hallettim. küfür ettim, güldüm, düzeldi mesela ama hepsinin bana verdiği bir şeydi boşluk işte. neden bu kadar boşum diye sorma bana, o zaman sanki "bile bile boş olduğumu" kastediyormuş gibi oluyor. boş olmak istemiyorum, hiç olmaktan nefret ediyorum. boş olmak ve hiç olmak insana parasızlık getiriyor, ben parasızlıktan da nefret ediyorum.

boşluk hissinden kurtulmak için uğraşıyorum. hiç olmaktan kurtulmak için. yapamıyorum.

çünkü şu an, çünkü şu hayatımda "yaşamaktan ve yazmaktan başka hiçbir şey bilmiyor, hiçbir şey yapamıyorum. yazmakla ilgili iş bulamadığım sürece, boş ve hiç olacağım."
kırmızı- anladım, peki ne zaman iş bulacaksın?
mustafa- sorun da orada zaten. herkes ben gibi yazıyor. okuyandan çok yazanın olduğu bir ülkede, nereden bulacağım işi?
kırmızı- iş bulmak için ne yapıyorsun?
mustafa- birilerinin beni okumasını bekliyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?