midemdeki sancı mı, boşluk mu?

uzun zaman sonra küfür başlıklı bir yazı yazmak, çok farklı bir şeymiş. kahvemi yaptım, yanında mezedir hiç şaşmaz sigaramı da hazırladım. kulaklığımı da taktım, dinlemek istersiniz diye dinlediğim şarkıyı da paylaşıyorum:

dün, bu konuyla alakalı bir kaç şey yazacaktım. cesaretim yetmemiş ya da yazmak istememişim, hangisi olduğunu hatırlamıyorum. artık çok, çok sıkıldım; yazacağım dedim, dediğim üzere, bakın bu sefer yazıyorum.
bazen ne yapman gerektiğini unutursun,  midende bir boşluk hissedersin.
bazen birilerinin gittiğini hatırlarsın ve midende bir sancı hissedersin.
bazen unutmaya çalışırsın, unutamazsın ve midende bir sancı hissedersin.
bazen hata yaparsın, korkarsın; neden olduğunu bilmeden bir sancı hissedersin.
bazen, sadece hissedersin. neden olduğunu bilmeden, sadece hissedersin işte.
2 gün önce, otobüste gidiyorken, bu sefer hiç sevmediğim şehir izmirden ayrılırken içimde bir boşluk hissettim. izmire giderken de aynı boşluğu hissediyordum. yatağımda yatarken, her gece aynı boşluğu hissediyorum.

bacaklarını göğsüne çekip ağlamak istersin ya bazen, sebepsizce ağlayasım var. mutsuz değilim ama içtiğim her sigara ve kahvenin yanında dinlediğim şarkılara eşlik ederek ağlamak istiyorum. bir insan sebepsiz ağlar mı? ya da ne bileyim, sebepsiz olmak mı bir ağlama sebebi? ya da ne bileyim işte.
çok saçmalıyordum, farkındaydım. gün geçtikçe yazma yeteneğimden bir şeyler kaybediyordum. annem, geçenlerde saçlarımdaki beyazları saymıştı. bir tane, iki tane, beş, yedi, on... yavaş yavaş yaşlanıyorum sanki. sankisi yok, yavaş yavaş yaşlanıyordum. yaşlandıkça gitmiyordu içimdeki sancı, daha fazla artıyordu. sanki, gün geçtikçe kendimi daha fazla öldürüyordum.

şişe tasarımı oldukça berbat olmuş fıçı biradan bir yudum daha çektim. düşüncelerin saçmalığında kaybolmak üzereydim; şuna bak. sürekli bira içen bir insan vücuduna ne kadar da çok benziyor bu şişe. şişkin tarafını göbek olarak çizmişler, üste doğru incelen boyun kısmı var. ne hikmetse, boyun ile kafa kısmı aynı büyüklükte.

tüm bunları düşünürken bir yudum daha içtim. mantıklı şeyler düşünmemem gerekiyordu. ayrılıklar, ölümler böyle daha kolay oluyordu. sevdiğim kişiyi düşünmemeliydim, düşünmemeli... ben sadece seviyordum onu, o ise gitmeyi kolay yol görmüştü. keşke bilseydi benim onu sevdiğimi. gerçi o ne anlar? bilse bile giderdi o. bu kadar vurdumduymaz, bu kadar kişiliksiz, bu kadar acımasız, bu kadar merhametsizdi işte o. ben mi yanlış kişiyi seviyordum, yoksa hayat mı bana yanlış kişileri seçiyordu bilmiyorum.

korkuyorum. şu ilaçları görüyor musun? şu bıçağı? bıçak, daha mantıklı gibi duruyor.
kim bilir, "o boşluğu dolduracak şeyi belki bulmuşumdur".
kim bilir, "o boşlukta kim bilir belki, bunu istiyordur".
bir bıçakla doldurulmayı.

dipnot: arkadaşlarım elime 3 tane anahtar şey verdiler. birisi "platonik meme (pardon mehmet)", diğeri "fıçı biranın tasarımı neden bu kadar kötü", diğeriyse "ayrılık". ben aslında bu kadar saçma yazmayacaktım, ama bu kadar alakasız üç şeyi sadece bu şekilde birleştirebildim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.