saçmalattirik, deli misin sen?

kırmızı- kendinle çok çelişiyorsun.
mustafa- kendimi tanısaydım burada olmazdın. ben deliyim, sense benim hayalim.
kırmızı- sadece hayalden mi ibaretim?
mustafa- ve biraz da benden.
çıldırıyordum. gel dediler, geldim. dur dediler, durdum. boşver bunları, en önemlisi: büyü dediler, büyüdüm. yaşa dediler, yaşadım. öl diyecekler, ölmek istemiyorum.

hayatım kırmızı renkli intihar korkusuyla geçti. hayatımı düzene soktum, bozdular. bir kaç şizofrenik hayalin kimseye zararı yoktur umarım. söylemek istediklerimi söyleyebileceğim birilerine ihtiyacım vardı, oysa kırmızı giyinmişti ve güzeldi. inandığım şeyler bana "sen yaratamazsın" diyordu, yarattım. diyorum ya, "kırmızı giyinmişti, ve çok yakışmıştı".  gerçek bir insanmış gibi davrandım, anlattım durdum.

küçüklüğüm "şizofrenliğin iyi bir şey olduğunu söyleyen" msn arkadaşlarıyla geçti. garipti o zamanlar. bir arkadaşım 4 tane anti depresan kullandığını söylüyordu, özeniyordum. psikolojisi bozuk insanların hayatları hep çekici gelmişti bana, aradan fazla zaman geçmemişti ki kendi psikolojimi bozdum. o anlatılanları yaşamaya başladığım zaman kandırıldığımı anlamıştım.

şizofrenlik, paranoyaklık, depresiflik anlatılan kadar güzel değildi. daha doğrusu, sadece anlatıldığı zaman güzeldi. bir ses duyuyordun, hiç beklemediğin bir anda duvarların konuşuyordu. insanların konuşulmaya ihtiyacı vardı azizim, benim de. anlatmaya ihtiyacı vardı, birilerinin bir şeyler anlatmasına. işte o seslerin sana bir şeyler anlatacağını düşünüyordun. öyle anlatıyorlardı.

duvarımda bir ses duydum. etrafıma baktım, dili yoktu. depresiftim ben, dili olması gerekiyordu. yattığım yatağa bakıyordum, sağa sola döndükçe sesler çıkarıyordu; bir şey söylüyor sanıyordum, ama dili yoktu. susuyordu. bilgisayarıma bakıyordum, müzik çalıyordu. her dinlediğim müziğin benimle konuşabileceğini düşündüm, ama dili yoktu; konuşmuyordu.

kimseyle konuşamadığın zaman etrafında gördüğün her şeyle konuşmak istiyorsun. şu mühendislerin gözü kör olsun. benim konuşmayı istediğim hiçbir şey benimle konuşmuyordu.
kırmızı- bunları bana neden anlatıyorsun?
mustafa- beni tanımak istediğini söylemiştin.
kırmızı-
ne kadar deli olduğunu bilmek istemiyorum.
mustafa- deli değilim. sadece söyledikleri kadar akıllı olmadığımı kanıtlıyorum.
ne anlatıyordum ben. evet evet, doğru. hatırlayamadım.

yazdığı her şeyde sevdiği kadına, birbirine adım atmak için harcanacak zamana değinen insanlardan nefret ediyordum. hala ediyorum. aslında ben de yazabiliyorum, hatta dur. bu sefer ben de yazmak istiyorum.
kilometrelerce değil, sadece bir kaç adımlık mesafeler bile olsa aranızda yürüyemiyorsunuz işte. ayaklarınız size gitmemeniz gerektiğini söylüyor, ya da o an küçüklükten beri yapabildiğiniz yürüme eylemini unutuyorsunuz. peki, emeklemeyi de mi hatırlamıyorsunuz? birbirinize doğru gitmek için her yolu denediğinizi söylüyorsunuz, hiç mi başkalarından yardım istemeyi düşünmüyorsunuz?

sadece, sadece bir kaç adım sizi belki de mutluluğa götürecek olan.

ama siz insanlar çok adisiniz. birbirinize gitmek için, hiçbir şey yapmıyorsunuz.
 ne kadar saçma olduğunu biliyorum, ya da mantıklı mı oldu? bak işte onu bilmiyorum.
kırmızı- az önce ne diyordun, şimdi ne diyorsun..
mustafa- ben ne dediğimi biliyor muyum? bakma öyle. bana kitap yazmamı söylüyorlar, akıllı olduğumu söylüyorlar. öyle değil işte. ben yeri geldiğinde akıllıyım, ama genellikle deli.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?