doğum günü.

3 gün önce, yazdığım yazıyı yazarken dinlediğim şarkıyı hala dinlediğimi farkettim. ne kadar sıradan olmaya başladığımı farkedin diye söylüyorum. son 1 ayda hayatıma eklediğim tek fazlalık, tekrar film izlemeye başlamak oldu.

müzikler herkese anlamlı gelir, bilirsiniz. şarkı sözleri, alır götürür insanları. son zamanlarda sözlerine bakıp beni uzaklara götüren şarkılar bile bilmiyorum. dinliyorum ama sadece kulaklarıma bir fazlalık olsun diye. yoksa, şarkının güzelliği falan umrumda değil.

şarkıyı sizin de dinlemenizi istiyorum.


işte bu şarkıyı tam 3 gündür sürekli dinliyorum, hiç aksatmadan. sözlerinden bir şey anlasam iyi, ama anlamıyorum. sadece hatunun sesi çok hoşuma gidiyor, ben de dinliyorum.

neyse, 10 gün sonra doğum günüm varmış. normal şartlar altında insanlar doğum günlerinde bir huzurla dolar, gelecek mesajlar onları heyecanlandırır mesela. ama ben çok hissizleştim, neden mi?
hayatın çok anlamsız olduğunu biliyordum. cevabı olmayan bir soru, neden sorulurdu ki? bu sorunun bile bir cevabı yok, biliyorum. bunu biliyorsam eğer, neden bu kadar çok soru soruyorum? bak, bu sorunun bile cevabı yok.

ilkokul çağıma gelmeden önce, elime tornavidayı alır her yerde sökülecek vida arardım. diğer çocuklar gibi oyuncaklarla oynamazdım, daha çok onları sökmek ve içini araştırmakla ilgileniyordum. her içini açtığım oyuncağımda aynı hüzünü yaşıyordum, çünkü her açık bende yeni bir karmaşa yaratıyordu. "bu tekerleği birbirine bağlayan çubuk olmasa, arabayı yere sürttüğümüzde terkerlekler dönmez miydi mesela?" gibi.

büyüdüğümde, bu özelliğiminden ötürü bir bilim adamı olabileceğimi düşündüm. biraz daha büyüdüğümde ne bilim adamı oldum, ne de arabaların sileceklerinin düz değil de yatay şekilde yapıldığını buldum.

bir şeylerin içini açıp, içindekileri çözme merakı değilmiş benimki. bir şeylerin içini açıp neden böyle olduğunu sormak, ve soruyu cevapsız bırakmakmış meğersem.

şimdi de öyle.

mesela hayatı olduğu gibi kabul etmek yerine, "hayatım" diyorum "neden böyle?". ya da ne bileyim, düzeni olduğu gibi kabul edip "insanlar yalnız, siktir et. ben de yalnız olurum. niye başkasını takıyorum ki?" demek yerine "insanlar neden yalnız?" diye soruyorum.

daha da içine giriyorum olayların.

ve sorulan sorular arttıkça, sorulan sorular daha fazla artıyor. ve sorduğum her soruyu cevapsız bırakıyorum. aynı bir katil gibi; önce öldürüyorum, sonra uzaklaşıyorum olay yerinden.
ve gel gelelim. işte bu kadar soru olduktan sonra, ne bileyim işte.. doğum günü falan, doldurmuyor insanı.

Yorumlar

  1. Her şeyle ilgili soru sorarak güzel başlangıç yapıyosun da cevapları yarım bırakarak başladığın işi bitirmemekle hata ediyosun. Gerçekten bilim adamı olsan bile onu da yarım bırakırdın sen ;))

    Bu arada goğum günün şimdiden kutlu olsun. Ben olurum olmam "vay efendim doğum günümü kutlamadı" deme sonra :))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?