mim: sorular kuşağı

aslında bu mim çok güzel oldu, 2 gündür "bu gece ne yazsam?" acaba diye boş bir sayfa açıp bakakalıyorum öyle. ayrıca bu kadar stresin, derdin, düşüncenin arasına çok güzel geldi. bu mim için melodram'a ve düşünsel avuntular'dan özlemce'ye çok teşekkürlerimi sunuyorum.

sorulara bir göz gezdirdim, sanırım burada ecel terleri dökeceğim. neyse.

soru 1: çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. kalan 1 yılınızda ne yapardınız?
hayatım boyunca paranoyak hayallerimde hep "3 aylık hayatım kalsaydı, insanlar bunu nasıl karşılardı acaba?" sorusunu sordum kendime. daha da paranoyaklaşıp otobüsteyken "şu an tam burada, yandan benim bulunduğum yere bir otobüs çarpsa ne olur?" diye de düşünüyordum. ama hayallerimde hiç "acaba ne yapardım?" sorusu yer almadı, o yüzden bu soruyu cevaplamakta zorluk çekiyorum.
ben sürekli insanların mutlu olmasını isteyen bir insanım. birilerine asla 1 senelik ömrümün kaldığını söyleyemez, ailemden bile saklardım. sanırım hayatıma hiçbir şey olmamış gibi devam ederdim; insanlara "hayatın güzel olduğunu" anlatırdım. yazılarımda üzerimdeki duygusallığı değil, "yaşamın ne kadar değerli olduğunu, bazı insanların öleceğini bildiğini ve buna rağmen yaşadığını" yazardım. "yalnız değilsiniz, yalnız olmayacaksınız" yazardım mesela. ama ne bileyim, hiç diğer insanlar gibi; amerikaya giderim, yapamadıklarımı yaparım, hayallerimin peşinden koşarım gibi isteklerim yok. sanırım fazla değişmezdim. sonuçta, yarın ölmeyeceğimizi bilmiyoruz.

soru 2: fobileriniz, takıntılarınız var mı? varsa neler?
takıntılar ile ilgili daha önce bir mim gelmişti, onu buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
her insan gibi benim de fobilerim var. özellikle böceklerden nefret ederim! sizi pis, lanet yaratıklar! ne kadar uzakta olursa olsunlar, sevmediğim bir böceği gördüğümde hemen kaşınmaya başlıyorum ve üzerimi silkeliyorum. kilometrelerce uzakta olsa bile üzerimde hissediyorum o böceği! böcek fobim tuttuğunda beni dışarıdan gören bir insanız, "bu salak neden kendine vurup duruyor?" der metrelerce uzak durursunuz. o derece.

"enoklofobi"m var. kısaca kalabalık fobisi diyoruz. çok kalabalık olan yerlerde -otobüs bile olsa bu- herkesin bana baktığını düşünüyordum. her an üzerimi kontrol edesim geliyor, acaba t-shirt'ümde leke mi var? yüzümde sivilce mi var? neden insanlar bana bakıyor? ne oluyor lan! gibi. sosyofobi'ye benziyor ama tam olarak değil.

son olarak bir de kasiyer fobim var. bir mekana girdiğim zaman asla "garson, hey buraya baksana!" diye bağıramam. bir markette kasaya girerken kendimi çok zorlamam gerekiyor, çok utanırım. hatta kasiyer bana "başka bi isteğiniz var mı?" dediği zaman çok fena panik yapıyorum. ama bu yavaş yavaş geçmeye başladı.

soru 3: bir sabah kalktınız ve dünyada hiçbir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?
intihar ederdim.
ben hariç kimsenin olmadığı bir yerde yaşamak istemiyorum. insanlar olmadığı zaman hayat benim için çok anlamsız.

ben sanki, sadece onları mutlu etmek için yaratılmışım. başka bir işe yaramıyorum.

soru 4: dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız? neden?
dünyayı dolaşma, benim neslimin her zaman içinde kalan bir uktedir. lise döneminde herkesin "karavan alıp dünyayı dolaşacağım" şeklinde hayaller kurduğu bir nesiliz biz.
nedenini bilmiyorum ama öncelikli tercihim ispanya olurdu. öncelikle barcelona'sını çok seviyorum, ama sebep o değil. ispanyol kızlara, ispanyol erkeklere, daha doğrusu ispanyol olan her şeye bir ilgi duymuşumdur. bunu 12 yaşımda lakabımı bir ispanyol erkek ismi yaparken farkettim. 

gerek festivalleri olsun, gerekse insanları olsun çok çekici geliyorlar bana.

soru 5: itiraf edin, prensese dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?
belki adriana lima'ya dönüşür diye çok çirkin kız öptüm, ama henüz kurbağayı denemedim. zaten öptüğüm hiçbir kız adriana lima'ya dönmedi.

soru 6: en son yaşadığınız küçük düşürücü, unutamadığınız olay?
en son yaşadığımı hatırlamıyorum ama, çok küçükken bir muhabbet kuşum vardı. izmirde oturuyordum o zamanlar. ablam, eşiyle birlikte bize gelmişti. ama ne göreyim! eniştemin elinde bir pringles kutusu var! küçükken lays, doritos ile büyümüş olabiliriz ama pringles'in ne kadar kaliteli bir şey olduğunu biliyoruz tabi. benden kaçar mı? eniştem daha içeri girer girmez, hoşgeldin falan etmeden kaptım pringles kutusunu daldım odama! herkes beni tutmaya başladı fakat, kimse tutamadı; çünkü o pringles'i gördüğüm zaman rakibin deviremediği amerikan futbolcusuna dönmüştüm.

ama gel gelelim, o pringles kutusunun içinden muhabbet kuşu için yem çıkmıştı! çok utandım, hala utanıyorum.

soru 7: asla yanınızdan ayıramadığınız üç şey?
netbook'umu asla yanımdan ayırmam, hiçbir işe yaramıyor ama mutlaka çantamda durur.
telefonumu asla yanımdan ayırmam, eğer ki telefonum olmazsa tüm dünyayla ilişkim kesilmiş gibi hissediyorum.

üçüncü olarak bir şey bulamadım, bu kadar da değersizim.

soru 8: en yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk olarak gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız?
önce denek olmanın parasını, sigortasını, yol parasının verilip verilmeyeceğini sorardım. ne kadar arkadaşım olursa olsun, ticaret ile arkadaşlığı karıştırmamak lazım. ondan sonra işin detaylarını öğrenirdim. uzaylı diye, arkadaşımız diye beynimi çıkarttırıp başkalarına yem olarak vermem ben! benim de bir asaletim var!

soru 9: isviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?
bir türk olarak sanırım yapacağım ilk şey aynaya bakmaktır. her şeyi garantiye almak lazım, ondan sonra görünmezim gibi davranıp salak salak şeyler yapmayayım değil mi?
baktım gerçekten işe yarıyor, ticaret kafamı kullanıp hapın gizli formüllerini çalardım. daha sonra aynı hapı yapıp, onlardan önce satmaya başlardım. gerçekten, çok salağım galiba.

ve mim bu kadardı.

yalnız, özür dileyerek ben o kadar araştırmama rağmen mim'i paslayacak kimse bulamadım. facebookumda da yok öyle yazarlar. yani ben çevresi düşük bir insanım, özür dilerim. umarım diğer mim'e paslayacak birileri bulurum :(.

Yorumlar

  1. aslında benim de çok işime geldi mim, çünkü ben de bu aralar bir şey yazamıyordum. :)

    YanıtlaSil
  2. "bir türk olarak sanırım yapacağım ilk şey aynaya bakmaktır. her şeyi garantiye almak lazım" haha bu çok iyiydi :)

    bi'de şey diycem. insanları mutlu etmeye çalışırken seni mutsuz etmelerine izin verme olur mu? bana hep bunu diyolar da ordan biliyorum.^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. başkalarını mutlu etmeye odaklı bir insan, kendini mutlu edemiyor. başkaları da onu mutlu etmek için uğraşmıyor. doğal olarak, elde hep bir sıfır var. ama izin vermemeye çalışırım, olur :).

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız