pişmanlıklar, falanlar filanlar.


kendime inanamıyorum, bu aralar zaten her şeye inancım biraz da olsa zayıfladı. çıkıp dışarıya "olric, ne kadar çok hata yapmışız değil mi olric?" diye bağırmak istiyorum insanların deliymişim gibi bakışları arasında. sonra olric olup kendime cevap vermek istiyorum, "hala efendimiz... hala yapmaya devam etmiyor muyuz?" diye.
şu siktiğimin hayatı bize zaten birnevi oyun, birnevi tiyatro diye öğretilmedi mi? dışarı çıkmak istiyorum dediğim gibi, çıkıp kendi tiyatromu yaratmak istiyorum! tiyatro izlemek için para verenler halt etmişler. dışarı çıkıp "gelin! ben size ücretsiz tiyatro yaratıyorum!" diye bağırmak istiyorum.
dışarı çıkıyorum. "gelin." diyorum, "bugün size ücretsiz bir tiyatro izlettireceğim." diye bağırıyorum.

efendimiz- ne kadar, ne kadar çok hata yapmışız değil mi olric?
olric- hala efendimiz.. hala yapmaya devam etmiyor muyuz?
efendimiz- hatalar, neden varlar olric?
olric- siz, benden daha iyi bilirsiniz efendimiz.
efendimiz- biliyorum olric, biliyorum... başkalarını dinlediğimiz için.

bir polis ekibi geliyor, alıyorlar beni içeriye. "ne oluyor?" diyorum, "ihbar geldi" diyorlar. "ne ihbarı?" diyorum, "deli olduğunuzu söylüyorlar" diyorlar. "biliyorum.." diyorum, "zaten pek akıllı biri değilim. en azından kendimi akıllı biri olarak görmüyorum."
parayla tiyatro izlemeye gidenler, sokakta kendi başına tiyatro çeviren bir insana neden "deliymiş" gözüyle bakarlar? ne eksik, bir kaç sahne mi? hayatı bir sahneye benzetmek için, perdelere mi ihtiyacınız var?

her neyse.

"hatalar" diyorum, sayın okuyan. kendi başına var olmuyorlar gibi. hatta, sevdiğimiz arkadaşlar, dostlar, aileler; hatalar yaptırmak için yaratılmış koskocaman bir ekipe benziyor. kimisi senaryoyu yazıyor, kimisi kamera başına geçiyor, kimisi montajını yapıyor ama oyunu oynamak, sadece size kalıyor.

mesela ziraat mühendisliği okuyarak bir bok olmayacağını biliyorsunuz. açık öğretimden bir bölüm yazayım diyorsunuz, ek olarak kalsın diyorsunuz. abiniz "ne yapacaksın, o kadar harç parası" diyor. anneniz "sen daha bu bölümün birinci sınıfında kaldın, ikisini birden geçemezsin" deyip gerizekalı yerine koyuyor sizi. babanız, ne desin? "evde kalan tek evladının, beş para etmez olduğunu" düşünüyor, söyleyemiyor susuyor sadece.

ve siz, bunları düşünüp tercih bile yapmıyorsunuz. kendi düşüncelerinizi düşünmüyorsunuz mesela, "istersem yaparım, hatta istemeyi bırak istediğim bölüm olursa amına bile koyarım." deyişlerinizi hiçe sayıyorsunuz.

işte tam bu döngüde, hata oluşuyor.

kendi düşüncelerinizi unutup, başkalarının dediklerini yapıyorsunuz. sonra pişman oluyorsunuz, hata yaptım diyorsunuz ve; ağlamak istiyorsunuz.

sonuç, yine aynı.

elinde ne kaldığını görüyor musun? göremezsin tabi ki. "elinde koskoca bir hiçten ve bomboş bir yaşamdan başka hiçbir şey yok."

Yorumlar

  1. Ve biz hep başkasının hayatını yaşıyoruz. O yüzden hepimiz tiyatro çeviriyoruz aslında. ÇÇok güzel olmuş yazın. Sen hep yaz, kendimi buluyorum yazılarında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hep başkasının hayatını yaşamak bile bizim seçimimiz. belkide yazımda bahsettiğim hata değildir, çünkü hata istemeden yapılır. biz, bile bile yapıyoruz; yanlış yapıyoruz.

      Sil
    2. Evet doğru diyorsun. :( ama mecburuz gibi hissettiğimizden belki de. Seçenek sunulmuyor ya da biz korkağız.

      Sil
    3. biz korkağız. izlediğimiz amerikan filmlerindeki tek başına yaşayan ve her şeyi yapabilen insanlara özeniyoruz ama tek başımıza yaşayamıyoruz ve her şeyi yapamıyoruz. daha doğrusu, yapmak için çalışmıyoruz.

      Sil
  2. Başkalarının sözlerine kendi düşüncelerimizden daha çok değer veriyoruz
    Sonuç hep aynı: Pişmanlık..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?