sarhoştum, aklım gelip gidiyordu.


beraberdik. sarhoş olamayacağımı düşünüyordum, ama güçlü insanlar bile sarhoş olabiliyormuş.
sarhoş olmadığımı kanıtlamak için düz çizgileri yürüyebildiğimi gösteriyordum. bir parktaydık, terkedilmiş bir park. heykelleri vardı, yıkılmıştı. inceliyordum, birinin kafasını kopartmışlardı. bulamadım. heykele bile acımıştım, artık göremeyecekti.

çanak antenlere bakıp kablolarının hangi evlere girdiğini inceliyordum, çok iyi hatırlıyorum. çatıya koydukları antenin kablosu en alttaki eve gidiyordu. teyzenin birisi çıkıp normal insanlar gibi çamaşırlarını asıyordu.

gözlerimi biraz kapattım, banka oturdum. kız da yanımda geldi. hafif hafif bilincimi kaybetmeye başlamıştım. gözlerim bir açılıp bir kapanıyordu, sağa sola düşüyordum. sanırım öpüşüyorduk, ama vücudumu hissetmiyordum. duyguları da hissetmiyordum. fiziksel olarak öpüşüyorduk, hissetmiyordum.

"etkisi geçti galiba, ben kendime gelmeye başladım." dedi. "ben de" dedim daha başlamadığını farketmeden. tekrar öpüştük. biraz daha öpüştük. sonrasını bir hatırlıyorum, bir hatırlamıyorum. "hava kararsın artık, kimse bizi görmesin" diyorduk sanırım birbirimize. kendime her gelişimde hava aydınlık oluyordu, saniyeler sonra tekrar kendimden gidiyordum.

"bunu yapmak için sarhoş mu olmalıydık?! bunun için mi sarhoş olduk?" diye sordum, kendime içimden sormam gerekiyordu ama dışarı sordum. verdiği cevabı hatırlamıyorum.

sonra gittim. karanlıktı. hiçbi şey hatırlamıyorum.

telefon sesi duyuyordum. psikolojik bir baskı gelmiş olmalı, nasıl bir baskıysa hatırlamıyorum. "abla!" dedim telefona, "benim kurtarılmaya ihtiyacım var, lütfen kurtar beni. lütfen." diyordum. aslında ortalıkta bi şey yoktu. kız kendine gelmiş olmalıydı ama ben hala gidiktim, telefonu ona verdim. kesik kesik konuşmalarını hatırlayabiliyorum, olduğumuz yeri anlatıyordu.

ben tekrar gittim. karanlıktı.

ayağa kalktığımı farkettim, "gitmem gerekiyor gitmeliyim" deyip çantamı aldım. nereye gideceğimi bilmiyordum gerçekten, zaten bilsem bile hiçbir şey görmüyordum. etraf çok karanlıktı, sanki yerde değil de gecenin üzerinde yürüyordum. tırmandığımız yeri tekrar tırmanıp atladım.

fiziksel olarak bir şey hissetmiyordum. yürüyor muydum koşuyor muydum bilmiyordum ama çok hızlıydım. karşıdan karşıya nasıl geçtiğimi bile bilmiyorum, kendimi alışveriş merkezinin önünde buldum ve telefonla konuşuyordum. ne konuştuğumu hatırlamıyorum ama ailemin beni bulması uzun sürmedi.

yanıma geldiklerinde ablama sarıldım, anneme sarıldım. "kurtarmanız gerekiyor beni anne" dedim, "beni siz zeki olarak yetiştirdiniz, ben böyle bir insan değilim. o kızın, kızın da kurtarılmaya ihtiyacı var anne onu da kurtaralarım" dedim. babam hemen arabayı getirdi, bindim. nasıl tarif ettiğimi hatırlamıyorum ama orayı bulduk.

"bir lünapark vardı, baba lünapark vardı hatırlıyorum baba" diyordum. içeri girdik. kız orada değildi, gitmişti. hala "kurtarılması lazım baba, ne yaptığımı hatırlamıyorum" dedim. kendime gelmeliydim, "baba bana çok sert bir şekilde vur!" dedim. vurdu. fiziksel olarak acı çekmedim ama biliyordum, içim acıyordu. sherlock holmes olmuştum o an, "burada öpüştük. burada yatıp yuvarlandık. burada konuştuk" dedim. "hatırlamıyorum baba bana bir daha sert bir şekilde vur" dedim, babam da hırsını alsın ki uyandığımda beni dövmesin. çok sert bir şekilde vurdu, içim acıdı. "bir daha vur kendime gelmem lazım vur." dedim, bir daha vurdu.

hala hissetmiyordum. ama biliyordum, içim acıyordu.

kızı kendini kurtarması için orada bıraktık ve yola çıktık. eve doğru giderken ne söylediğimi hatırlamıyorum. "insanlar ölüyor" demişim, "ehliyet almak istemiyorum insanlar ölüyor baba" demişim. "bana çok baskı yaptınız ben sizi çok üzüyorum" demişim. 
eve geldiğimde hala kendimde değildim. "alkol dediğin ağızla içilir, içerken vücudunun başka kısımlarını kullanmamalısın" lafını söylemiştim, ama pek uymamışım demek ki. telefonumu gösterdi ablam. annemler yanıma ilk geldiğinde, neden olduğunu bilmediğim şekilde fırlatmışım telefonu. şimdi paramparça.
her neyse.

şimdi uyanığım, kendime geldim. gidip onlara "keşke zamanı geri alabilsem, çok pişmanım çok!" diyemiyorum, demeyeceğim de. babam sabah kahvaltı da "ee oğlum, dün akşamki olaylar hayatında bir dönüm noktası yaratacak mı?" diye sordu. "evet" dedim, "yaratacak."

neden olduğunu bilmediğim sebeplerle "siz beni çok zeki olarak yetiştirdiniz baba. çok zekiyim ben, siz öyle yetiştirdiniz." demiştim sarhoşken.

sarhoş olup kendime geldikten sonra, büyüdüğümü farkettim. onlar beni çok zeki yetiştirdiler, artık büyümenin zamanı gelmiş demek ki dedim. sürekli övdüğüm çocukluğu bırakmaya karar verdim, "yaşlanmak zorunda olabiliriz, sanırım büyümek de zorundayız."

artık, hayatıma çeki düzen vermeye karar verdim. her şeyi düzelteceğim.

uykuyu bile vakit kaybı olarak gören bir ben için, sarhoş olmak büyük bir vakit kaybı. artık, yemin ettim kendime alkol kullanmayacağım diye. kafa yapan hiçbir şey kullanmayacağım, çünkü kendini kaybetmek büyük bir vakit kaybı ve kimseye yararı yok.

merak etme baba.

dünkü olaylardan sonra büyüdüm. artık, hayatımı düzene sokmak için her şeyi yapacağım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.