sherlock'un saçmalattirik hali.

"görüyorsun biliyorum, sadece bana görmediğini söylüyorsun. ölseydin eğer, beni mutlu etmek için rüyama girip ölmediğini söylerdin." dedi kim olduğunu bilmediğim kız. ilk defa bara giriyor, hatta aylar sonra ilk defa biriyle konuşuyordum. "benimle gel" diyerek kolumdan tuttu. bir şeyler konuşmamı engelliyordu, zaten konuşmak istemiyordum.

dışarı çıkmıştık. "beni hatırlamıyorsun değil mi piç kurusu!?" dedi, kafamı hayır anlamında salladım. giydiği minik etek, bu gecedeki avını arıyor gibi gösteriyordu. çizmeleri vardı, siyah; anladığım kadarıyla kendine zengin bir görünüm veriyordu. askılı t-shirt'ünün üzerinde bira lekeleri vardı, kokusundan anladığım kadarıyla 5-6 tane içmiş olmalıydı.

nerden tanımam gerektiğini çıkaramıyordum. aslında son zamanlarda yeni kitabımı yazmak için evime kapanmıştım. söylenene göre bir insanın özgür olması için, her şeyi kafasının estiğince yapması yerine geçmişi tamamen unutması gerekiyordu. işin ilginç tarafı, geçmişime dair hiçbir şey hatırlamıyordum.

"seni nerden tanıyordum?" demek istedim, hatta neden şu an böyle olduğumu da anlatmak isterdim ama "aylar sonra ilk defa dışarı çıktım, adımı bile hatırlamayorum" deseydim biraz delice kaçardı.

"neden sürekli memelerime bakıyorsun?" diye bir soru sürüldü üzerime. dakikalardır susmamdan konuşmak istemediğimi anlayıp yanımdan defolmalıydı. zaten yalnızlığa çok alıştığımdan dolayı yanımda kimseyi istemiyordum. en azından bu gecelik.

gözlerimi kapattım ve hızlıca kelimeleri bir araya getirmeye başladım: "aylardır kimseyle konuşmuyorum. aylardır hiçbir kız görmedim, aynaya bile bakmadım ve tam çekici bir kız görmüşken memelerine bakmamı mı yasaklıyorsun? gördüğüm kadarıyla zengin insanları ayarlıyorsun ama yalnızım. söylediğin yalanları yiyecek kadar aptal değilim, sadece kendimi gerizekalı gibi gösterip insanların neler yapabileceğini ölçüyordum. bana deli gibi bakma, deli olduğumu düşünüyorsun ama askılının üzerindeki bira lekelerine bakarsam kanındaki alkol oranı çoktan yüzde on beşi geçmiş olmalı. ayrıca yüzündeki kırışıklara bakarsak nereden baksak otuz yaşındasın ve ayakkabı seçiminden dolayı çok fakir olduğunu gösteriyorsun. şimdi benimle sorunun ne bilmek istiyorum?!" şeklinde bir tepki verdim.

"ne?" dedi.
"bir şey yok, gittiğimden beri siz insanlar hiç değişmemişsiniz yeni farkettim. ve hiç değişmeyeceksiniz. bak şu karşıdaki kızı görüyor musun? sevgilisinden yeni ayrılmış, gözlerinin altındaki ağlamaklı torbalardan görebiliyorum. büyük ihtimal sevgilisiyle olan şeyleri atmak için başka bir erkeğin bedenini kullanacak ki o da şu gördüğün zengin piçine benziyen insan oluyor. sağ köşedeki erkeği görüyor musun? cebinden çıkan poşetten gördüğüm kadarıyla esrar satıyor ve yüzünün aldığı ifaden anlayabileceğimiz üzere her an gelebilecek bir polis baskınından korkuyor. güvenlik görevlilerini görüyor musun? güvenlik görevlilerinin ayakkabılarından ve takım elbisesindeki darlığından anlayacağın üzere olay çıkmasından çok korkuyor. çünkü olay çıkarsa eğer direkt silahına davranacak ve bu rahatsızlığın arasında strese girip mutlaka birini vuracak. aşağıya doğru giren adamı görüyor musun? karısının haberi olmadan buraya gelmiş. sıktığı parfümün kokusunu buradan duyabiliyoru..."
"tamam" dedi, "delirmişsin sen, uzaklaş benden."
sanırım tam şu an, delirdim ben. uzaklaşıyorum.

Yorumlar

  1. "bir şey yok, gittiğimden beri siz insanlar hiç değişmemişsiniz yeni fark ettim." Çok güzel tamamlamışsın.

    YanıtlaSil
  2. iyi hikaye fakat sanki başı sonu yok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dediğin gibi, bir olay örgüsü yok. sadece diyaloglardan ibaret.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.