paranoyalar, olaylar.


deli olduğumu söylüyorlar, söylesinler. bırakıyorum artık, aldırmıyorum. kaç kere söylediğimi hatırlamıyorum, ama kabul ediyorum; zaten pek akıllı biri sayılmam.

geçen senelerde psikiyatriste gittiğim zaman, doktorun verdiği anti depresanları hiçbi zaman bırakmamalıydım. son zamanlarda balkona her çıktığımda bir şeylerle konuşmaya başladığım. dün mesela, aya küfür ettiğimi hatırlıyorum. "ondan cevap istediğimi! cevap vermezse üzerine c4'ler yerleştirip tamamen havaya uçuracağımı!" söyledim. aynı cevabı verdi, sadece sustu. gülümser edasıyla, benimle dalga geçer gibi sadece sustu.

sonra parkta yürüyüşe çıktım. tüm bu "dalga geçer edasını" unutmak ve biraz düzelmek için. kulaklığımı taktım ve çığlıklar atan bir müziği açtım. gariptir, hep hoşuma gitmiştir; hayal dünyasına daha çabuk götürüyorlar. daha doğrusu, paranoyalarımın azmasına daha fazla yardımcı oluyorlar.

parkta yürüyordum. insan gereksinimi olarak gözlerimi kapatmak zorunda hissettim, açtığım zaman üniversitede buldum kendimi. nasıl olduğunu sorgulamıyordum, zaten son zamanlarda istediğim tek şey zamanın çabuk geçmesi ve ortalardan kaybolmamdı.

yürüdüm. kulağımdaki müziğin sesini hala duyabiliyordum, skillet grubu "i niiiiiiiiid e hiiiiiiiroooo" diye bağırıyordu! çığlıklar atıyordu.

üniversitenin en güzel yerine gittim, şenliklerin yapıldığı o yeşil alana. üniversitenin ortasında bulunmasına rağmen en kimsesiz yeri burasıydı. kendimi kaybedecek, yere düşecek gibiydim. müzik, kulağımda daha şiddetli duyulmaya başladı.

yeşilliklerin tam ortasına geçtim, çoktan kendimi kaybetmiştim bile. sadece, sadece müziğe bıraktım kendimi. etraftaki kimsesizliği takmadan, sesimin yankılacağını takmadan söylemeye başladım. çığlıklar atmaya başladım daha doğrusu.

"i nid e hiiiiiiiiiiiiiiro, to seyv mi naaaaav! i niiid a hiiro, seyv mi naaaağ. i niiid e hiiiro tu seeyv maaaaa laaayf. a hiro wil seeyv mi caaaast in taaaaym" diye bağırıyordum, gitarın akışına çoktan bırakmıştım kendimi. gitar çalarmış gibi yapıp şarkılar söylüyordum. birilerinin bana doğru geldiğini düşündüm, birilerinin bana doğru gelmesini yarattım!

bana doğru geldiler, beni izlemeye başladılar ve gözlerimi tekrar kapattım.
tekrar parktaydım.
bir zamanlar böyle şeylerden nefret ederdim, yapamayacağım şeyler gibi gelir boş boş paranoyalara dalmamam gerektiğini hatırlardım. ama ilk defa, ilk defa böyle olmasını istemeyerek başka şarkıları aramaya başladım. kafamı yorgun tutacak ve başka dünyalara göç etmemi sağlayacak, başka şarkılar.

ilk defa hoşuma gidiyordu, adeta dünyaya gelen bir bebeğin hayatta tattığı ilk mutluluk gibiydi!

listemde sevdiğim şarkılardan birini daha buldum, yine bağırmalı falandı! çok hoşuma gideceğini bildiğimden kulak içi kulaklığımı kulağıma takıp tekrar gözlerimi kapattım.
drama yazarlığı için tiyatro sınavını geçmem gerekiyordu. nerede olduğumu bilmiyordum ki bu yine benim umrumda değildi! yapmam gerekeni yapmam gerekiyor diye düşünüp sadece zevkini çıkaracaktım. bu sefer hayal olduğunu biliyordum! etrafımda kimseyi görmüyordum, ama birilerinin beni izlediğini de biliyordum.

"vur" dedim! "vur olric, bana en sert gücünle vur!"
olric, sanki senelerdir bunu bekliyormuş gibi efendisine çok sert bir yumruk attı. hissettiğimi düşündüm. kendimi yere attım!

"bu kadar mı olric? ahaha, bu kadar mı?" diyerek ayağa tekrar kalktım ve bir yumruk atmasını daha söyledim. çok sert bir yumruk daha attı, bu sefer yere atmak yerine karşımdaki oyunculara gerçekçi gözüksün diye sağa doğru savruldum. yüzümdeki kanı siler gibi yaptım.

yüzümde kan yoktu, olric diye bir kişi de yoktu. sadece ben uyduruyordum, sadece kendimi yere atıyor ve biri bana vurmuş gibi yapıyordum.

gülümsedim, olric hevesini alamayacak olmalıydı ki tekrar vurdu. tekrar. bu sefer fight club filmindeki jack gibi attım yere kendimi. olric'i ben yaratmıştım, üzerime çıkmasını sağladım. olric bir sağ kroşe, bir sol kroşe, sürekli vurup duruyordu.

"insanlar..." dedim, bir yumruk daha. "insanlar, insanlar olric" dedim, bir yumruk daha geldi. "insanlar olric", bu sefer ağlamaya başlamıştım. "insanlar, ne kadar acı çekerlerse..." ağlamayla karışık bir kahkaha attım. tüm izleyenler şaşırmıştı. "ne kadar acı çekerlerse, bir zaman sonra o kadar zevk almaya başlarlar."

olric tekrar vurdu. gülümsedim. kahkaha attım! çok büyük bir kahkaha patlattım türk filmlerinde gülmeye başlayan kötü karakterler gibi.

izleyenleri görmüyordum. ama çok şaşırmışlardı, çok etkilenmişlerdi biliyorum. nefeslerini tutmuşlardı ve sadece beni izliyorlardı, hissediyordum.

"ve" dedim, "olric..."
lafımı bitiremeden, gözlerimi kapattım.
dünyaya, tekrar hoşgeldim.

keşke diyorum, o psikologun paranoyaya karşı olan ilaçlarını kullansaydım. en azından bu kadar delirmemiş olurdum..

Yorumlar

  1. Bunu da mı gerçekten yaşadın, hayal değil yani. Sen bizi kekliyorsun ya hehehe..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ahaha, bunu da gerçekten yaşadım ama diğerinden farkı kafam yerindeydi. yani düşünebiliyordum, etrafımı görebiliyordum; sadece ruh olarak farklı yerdeydim. hep olur böyle, kendime izin verirsem. şarkılar işte.

      Sil
    2. Hadi öyle olsun. Ama sen depresyonda falan değilsin.

      Sil
  2. Sen gerçekten delisin :))
    Aslında hepimiz biraz deliyiz ama sen zırdelisin :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "deli olduğumu söylüyorlar, söylesinler. bırakıyorum artık, aldırmıyorum. kaç kere söylediğimi hatırlamıyorum, ama kabul ediyorum; zaten pek akıllı biri sayılmam."

      yazının ilk başında bundan biraz bahsetmiştim :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız