seri 2: sikerim lan ben böyle hayatı!

not: bu yazı seri birin devamıdır. onu okumadan, bir şey anlayacağınızı sanmıyorum.

yere yattım, kahkahalar atıyordum. az önce, tren raylarının paslı demirlerinde yürürken, tam kimsesiz olduğumu düşünürken hiç tanımadığım bir insanın üzerime atlayıp "ne yapıyorsun lan sen?" diye bağırması çok garip gelmişti. "beni tanımıyorsun, niye hayatımı kurtarıyorsun lan?" demek istedim ama, siktir edip rayların yanında bulunan çakıl taşların üzerine uzandım. anlamsız kahkahalar atmaya başladım, adeta how i met your mother'dan barney'in şeytan gülüşlerinden birini yapıyordum: "nihahahaha!"

gözlerimi kapatmıştım, alkol damarlarımı sanırım terkediyordu ama ölmeyi istememem için bir sebep yoktu hala. etraftan insanların ayak seslerini duyuyordum, sanki buraya doğru geliyordu. birisi "ambulansı arayın" diye bağırdı, diğer birisi "açılın! nefes alsın biraz!" diyordu ama hiçbirisi umrumda değildi. hala kahkahalar atıyordum.

bir ara cem yılmaz'ın bile buralara geldiğini hissettim, arog çekimlerinden yeni çıkmıştı ve kendisine verilen sahnenin etkisiyle bana bir sigara uzatmıştı. "saçmalama," dedi, "hayat bu kadar anlamsız olamaz! tut şu sigarayı, iki elinle siper et! hayat bu kadar anlamsız olamaz!" diye devam etti ama hala kahkahalarla gülmeye devam ediyordum.

devamını hatırlamıyorum, gözlerimi açtığım zaman ambulanstaydım sanırım. gözlerimi tekrar kapattım. bilincim kapanmaya başlıyordu, ama hala kahkaha attığımın farkındaydım. gözlerimi tekrar açtığımda hiç bilmediğim bir odada uzanmış halde duruyordum, yanımda beyaz gömlekli bir adam vardı. hafızasını kaybetmiş bir insan gibi "ne işim var burada? cehennem böyle olmamalıydı." dedim. "ben psikologun" dediği anda dinlemeyi kesmiştim.

neden olduğunu bilmiyorum, beni çok fazla beyaz gömlekli insanın bulunduğu bir yere kapattılar. sürekli gülmeye devam ediyordum, zaten şu amına koyduğumun hayatında ağlarken bile gülmeyi becerebiliyordum. odama kapattıkları anda "siz beni buraya kapattığınızı zannediyorsunuz, ama ben sizi dünyaya kapatıyorum hahahahahaha!" diye bağırıyordum. eminim beni duymuyorlardı, ama hoşuma gidiyordu.

aradan çok uzun zaman geçmişti. çok fazla deli insanla tanışmıştım. birisi dünyayı kendi yarattığına inanıyordu. birisi vardı, sarı saçlı bir fıstık gibi bir hatun, 190 boylarında, türkçeyi rus aksanıyla konuşuyordu. bazen "içimde bir çocuk var. içimdeki çocuğu öldürdü ben! katil ben!" diye bağırıp gülmeye, bazen de ağlamaya başlıyordu.

psikologum iyi bir insandı. beni iyileştirmek için özel olarak görevlendirilmişti, kendisiyle çok iyi anlaşmaya başlamıştık. bir zamandan sonra dayanamayıp hasta koltuğuna kendi yatmıştı ve bana hayatını anlatmaya başlamıştı. adı, neydi adı bilmiyorum. söylemişti, unuttum.

buradaki deli insanları dinleye dinleye hayattan bıkmış, olmayan dertleri artmaya başlamış. benim gibi bir insanla tanışmaya dayanamamış, delirmeye karar vermiş. arada sırada kendi hayatından çıkar, benim hayatıma laf sokardı hatta. "nasıl bu kadar karamsar olmayı beceriyorsun! kırmızı rengi bile siyah görecek kadar kararmışsın be adam!" diyordu. gülüyordum, "siyah görmüyorsam bile, kırmızının kan rengi olduğunu biliyorum" diyordum.

karşılıklı gülüyorduk. zaten, bir süre sonra, yanıma onu da arkadaş olarak getirdiler.

kendimle övünmüyordum, ama bir psikologu delirttiğim için mutluydum.

daha sonra, yine bir zaman sonra. yeni bir psikolog getirdiler buraya.

adını yine hatırlamıyorum. sanırım "sikerim lan ben bu hayatı"ydı.
beraber, hasta koltuğuna oturduğumuz zaman geçmişimizi birbirimize anlatıp "hayatımızı sikiyorduk."

Yorumlar

  1. Akıcı ve etkileyici :)
    Devamını istiyorum :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aşırı derecede psikolojik baskıya uğradığım zaman böyle yazasım geliyor :) üçüncü bir psikolojik baskıda yine seriyi devam ettireceğim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?