benim göçebe hayatım!


üstnot: bu yazı epey bir kişisel, hikaye falan arıyorsanız yok bunda. altı çizilecek cümlelerde yok, sadece içimi döküyorum.

bayramlardan nefret etmemin diğer sebebi, küçük yaşta fazlaca şehir gezmiş olmam sanırım. evdekilerle sürekli kavga ediyorum, "onlar senin büyüklerin! bayram ziyaretine git! ellerinden öp!" diyorlar, ben genelde sessiz kalıyorum.

böyle bir konuda kimseyi suçlayamam, hayat şartları mı desem, ne desem bilemiyorum. "böyle olması gerekiyordu, böyle oldu." diye kabullenip sineme çekiyorum zaten her şeyi. "ben neden bayram günleri büyüklerimin elini öpmeye gitmiyorum?" diye sormak istemiyorum kendime. ailem illa ki bastıra bastıra söylüyor ama, fazla gelmeye başladı artık.

küçükken, ilk 3 yaşımı istanbulda geçirdim. hiçbir şey hatırlamıyorum ama eminim güzeldir. daha sonra izmir'de yaşadım. izmir'de yaşamanın güzel tarafı, henüz daha küçücük olmamdı. küçücük olduğunuz zaman etrafınızda gördüğünüz insanları unutamıyorsunuz. daha farklı bir şekilde bağlanıyorsunuz. sünnet olurken bile yanınızda olan insanlardan bahsediyorum.

daha sonra, ankaraya taşındık. o günden sonra hayatıma giren her insana arkadaşımmış gibi bakmaya başladım ben. neden biliyor musunuz? çünkü, anne tarafımdan olan ankaradaki insanları hayatım boyunca görmemiştim ben. akraba diyebilecek bir tarafları yoktu, onlar benim "sonradan hayatıma girmiş arkadaşlarım gibiydiler.

akraba olduklarına nasıl inanabilirdim ki. birisi geldiğinde "bak, bu annenin dayısı." diye tanıtıyorlardı ama; hayatım boyunca bayramlarda bana harçlık vermemiş bir insana nasıl akraba diyebilirdim ki? ya da çocuklarıyla bilgisayardan başka ilişkim olmamış, sadece işleri düştüğünde bana gelen insanlara nasıl akraba diyeyim ben? diyemem.

izmirdeyken, baba tarafımdan olan akrabalarımın çocuklarıyla buluşurduk. bizim büyük musti vardı, adaşım. saçları düz olduğundan dolayı ona mustafa, banaysa kıvırcık derlerdi. onun da abisi vardı ismail. kuzenim semih. hatırlarım, bir bayramda birleşmiştik. ben küçücüktüm, onlar da küçüktü ama sigara içiyorlardı. paramız vardı ama bakkal amca bize sigara vermiyordu. yerden küçük izmaritleri toplayıp içiyordu pezevenkler! ben de yardım ediyordum, ama içmiyordum.

yine aynı kişilerle bir gün nerede olduğunu hatırlamadığım bir deniz kıyısında buluşmuştuk. o akşam yürüyorduk. tekneler vardı. tekneye atladım, geri karaya çıkmam gerekiyordu. karaya atlayamadım, çünkü her tarafım sular içerisindeydi. sulara düştüğümü biraz sonra fark etmiştim.

o tarafımla, babamın akrabalarıyla aynı evde buluşurduk. öyle 2-3 kişi değil, 20-30 kişi olurduk, her şeyi konuşurduk biz. beraber eğlenir, beraber cips yer, beraber sohbet ederdik. büyükler sağ başta olurdu, sağ baştan el öpmeye başlar ve tüm ziyareti bir evde hallederdik biz.

ondan sonra her şey değişti, ben ankaraya geldim.

o kuzenlerimle yaptığım hiçbir şey kalmadı ama. ya da ne bileyim, hep birlikte aynı eve toplanıp bayramımızı kutlayamadık biz hiç ankarada. anne tarafım beni hiçbir zaman kesmedi. anne tarafından kuzenlerimle doğru düzgün anlaşamadık zaten.

neden eski bayramlar benim için daha güzeldi biliyor musunuz? öyle eski muhabbetler, eski komşular yok falan diye demiyorum ben "eski bayramlar daha güzeldi" diye.

kendimi ankarada yalnızlığa itiyorum, yalnızlığa kilitliyorum. yalnız olmak daha fazla huzur veriyor. ama eskiden olsaydı, yalnız olduğumda huzursuz olurdum diye eski bayramları istiyorum.

-da... eski bayramlar gelse bile, boşuna geçmiş 10 senem hiç gitmiyor be gözümün önünden. boş, yalnız ve mutsuz.

neden akrabalarımın elinden öpmüyorum? bilmem, akrabam var mıydı ki?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?