bursaya gitmeden önce ankara

bu şehrin kömür kokmuş sokaklarını eskiden severdim. rahat rahat kendimle konuşabileceğim güzel yerlerdi. insanlar geldi, kalabalıklaştı, sesimi ne kadar fazla insan duyduysa o kadar rahatsız oldum. bi kaç şehir değiştirip tekrar geldiğimde anladım aslında, kömür kokusunun berbat bir şey olduğunu.

burnumdan nefes alamıyordum, içim daralıyordu ve bir an önce temiz havası olan bir yere girmek istiyordum. herhangi bir yere. sigaranın dumanıyla dolmuş küçük odalar bile daha temiz geliyordu bazen.
şimdi o koku yüzünden başım ağrıyor. şimdi, daha fazla gitmek istiyorum ankaradan. ailem burada olmasaydı eğer, burada yaşamak için hiçbir sebebim olmazdı zaten. akrabalarım falan umrumda değil. "arkadaş" demek istemiyorum, aklıma "hangi sandalye?" hikayesi geliyor.

aklıma gelmişken, o hikayeyi anlatayım size:
bir felsefe dersinde, öğrencilerin kıl olduğu bir hoca sınav yapacakmış. öğrencilere sınavın tek soru olacağını ve çalışmalarına gerek olmadığını söylemiş. sınav günü geldiğinde sınıfın ortasına bir sandalye koymuş ve öğrencilere sorusunu yazdırmış: "bana bu sandalyenin olmadığını kanıtlayın."

tüm öğrenciler hayretle bakmış ve önlerindeki boş kağıdı doldurmaya başlamışlar. sayfalarca şey yazmaya çalışıyorlarmış. ertesi hafta, sınav sonuçları açıklanmış. sınavı tek bir kişi geçmiş ve sınav kağıdında sadece şu cümle yazıyormuş:

"hangi sandalye?"
saatler kaldı gitmeme ve ben hala düşünüyorum "şu şehirde bana ihtiyacı olan hiç kimse yok." diye. nasıl yaşamış, nasıl büyümüş, nasıl hayaller kurmuşum acaba ben bu şehirde? ya da ne bileyim, nasıl hayatımın en büyük hatalarını yapmışım, nasıl yanlış kararlar almışım da hayatımı berbat etmişim..

şimdi annemin, babamın bana anlattığı şeyler daha mantıklı geliyor. okusaymışım, bu şehirden uzaklaşmak daha kolay olurmuş. zevk ala ala, başka şehirlerde yaşarmışım. şimdiki kafam lisedeyken olsaydı, hiçbir arkadaşımla takılmadan sınıfın en çok ders çalışan inek öğrencisi olmak isterdim. arkadaşlarımla takıldım da ne oldu? liseli arkadaşlarımdan konuştuğum insan sayısı, 1-2 falan.. diyorum ya: "hangi arkadaş?"

neyse ankara.. sana çok kırgınım. sana ve içinde barındırdığın o milyonlarca insana. yüzüme bile bakmıyorlar, yüzlerine bile bakamıyorum. bi şeyler istemekten korkuyorum insanlardan, yardım istemekten mesela. nasıl gideceğimi bilmediğim bir yola nasıl gideceğim ile ilgili bilgi almak bile istemiyorum insanlarından. birbirlerinden kopmuş o kadar insanı barındırıyorsun ki içinde, hepsi sana yansıyor ve insanı kendinden nefret ettiriyorsun ankara.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız