korkuyorum.

insanlar, bir şeylerden korktuğu zaman ne yapacaklarını bilmezler. korku filmlerindeki karakterler, bu yüzden bir canavarla karşılaşacaklarını bildikleri halde üzerine doğru giderler. korkuyu bir an önce atlatıp ne yapacağının farkına varan ana karakterler bu yüzden ölmez genelde; ölenler hep korkanlardır.

bir şeyden korkuyorsan eğer, başına geleceğini biliyorsundur der bir yazar arkadaşım. ben, "onu" kaybetmekten korkuyorum. korkusunu üzerinden atabilen bir ana karakter değilim, bu yüzden büyük ihtimal "onu" kaybedeceğim. korkuyorum. aynı masada yemek yeyip, aynı masada konuşulanları dinlediğimiz halde birbirimizle konuşamıyoruz ya; biliyorum, beraber korkuyoruz.

bazen, geçmişte yaşadıklarımızı hatırlayıp onu çok özlüyorum. aynı masada oturduğumuz halde, aynı şeyleri dinlediğimiz halde, aynı şeyleri gördüğümüz halde birini özlemek nasıl bir şey biliyor musunuz? bilmiyorum beni özlüyor mu, tüm karamsarlığımla beni özlemediğini düşünüyorum. kim bilir, unutmuştur belki. "bir hataydı" diye kazımıştır beni satırlarının en çirkin kokan yerlerinde, ufakça bir yere.

her zaman "bir umut, küçücük bir umut" hayalleriyle başlardım günlerime, ama şimdi öyle değil. küçücük umutlarımı, kocaman umutsuzluklar kapladı bu sefer. "belki özlemiştir" diyemiyorum. tam "özlemiştir" diyecekken, nutkum tutuluyor ve kendimle bile konuşamıyor oluyorum. "belki, unutmamıştır" diyemiyorum mesela, "unutmuştur, ben kolay unutulabilen biriyimdir." diyorum bu sefer.

insanlar, kolay bir şeymiş gibi konuş diyorlar. ne diyeceğim? "3 ay boyunca arayıp sormadım, işin doğrusu sen de arayıp sormadın. benden habersiz yemediğin halt kalmadı ve ben de senden eksik değilim, her türlü haltı yedim." diyemem ki.

bursaya geçtiğim zaman, her şeyin biraz düzelebileceğini düşünüyordum her zaman ki gibi. artık alkol kullanmayacağım diyen bir insandan, "bir an önce sarhoş olayım, bilincim kapansın ve düşünmeyeyim bunları" diyen bir insan oldum.

ne diyeyim ki? ne yapayım?
çok korkuyorum.
ve korku filmleri gibi değil bu.
barışsak bile biliyorum, üzerimden bu korkuyu atamayacağım. neyin, ne bok olacağını hesaplayacağım yine. eskisi gibi olamayacağımızı aklıma getireceğim, delireceğim.

oturup, birilerinin beni bıçaklaması için dua ediyorum. ölmek istiyorum bazen. "ölmek isteseydin, yapardın" demeyin, o kadar basit bir şey değil bu. "belki..." diyorum, "ölürsem eğer, değerimi anlarım."

ya da ne bileyim işte, bıçaklanıp hastane köşelerinde bulunursam eğer, gelip "ne yaptın sen be?! manyak?!" diye tepki verir. değerli olduğumu gösterir, en azından bir umut olduğunu gösterir.

itin duası kabul olsaydı, gökten kemik yağardı derler. o kadar dua etmeme rağmen ne bıçaklandım, ne öldüm. birileri, tanrının varlığına dair işaret ister ya hani; ben sadece, çok ufak bile olsa, bir umut için işaret istiyorum.

çok korkuyorum ve biliyorum. korkularımın başıma gelmesi için zaman, gittikçe daralıyor.

Yorumlar

  1. Bu yazıyı ilk dün okudum, şimdi yeniden okudum ama üzerine söyleyebilecek hiç bir şey bulamıyorum. Korkuyorsun ama aramıyorsun aramadı diyorsun basmadı beynim :)))

    Yine okumak istedim ama bugün sessiz kalmayayım dedim, en azından okunduğunu bil :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. korkuyorum ama aramıyorum, konuşamıyorum.
      o da korkuyor, aramıyor, konuşamıyor.
      karşılıklı olarak birbirimizle inatlaşıyoruz işte.
      olay bundan ibaret.

      Sil
    2. Nasıl bir şeydir bu? :) Ara bence, bitirin korkularınızı.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız