Ana içeriğe atla

ama, hayat bu. dizi değil.

"sen yazar değilsin" demişti, gözlerim dolarcasına baktım. "bana neden acısın ki" diye düşündüm. "beni tanımıyor, beni tanımak istese bile ben anlatmıyorum." yanlış düşünüyorsun dermiş gibi baktı. yanlış düşünmüyordum. kendimi tanısaydım eğer, anlatırdım.
biraz sessizliği istiyorum ama odanın havasızlığı ile birleştiğinde anlamsız kalıyor. pencereyi açtığım zaman "hava çok soğuk" diyen oda arkadaşlarımın boğazlarını teker teker kesebilir miyim? ruhlarının bile duyacağını sanmıyorum.

çok uykusuz değilim, aslına bakarsan uyumayı vakit kaybı olarak düşünen bir insan için uykusuzluk nedir ki? sorun değil, geçmesi bir kaç kahveye bakar ve sonra unutursun zaten uyuyamadığını falan.
anlamlı sandığın metin aralarına tekrar tekrar bak, senin istediğin hayat sadece filmlerde oluyor biliyorsun. daha doğrusu, anlamıyorsun değil mi? filmlerdeki, dizilerdeki oyuncuların hayatlarına ne kadarda özeniyorsun oysaki. soruyor musun kendine "bu dizilerdeki oyuncular, iş yapmadan paralarını nereden buluyorlar?" diye.

sormuyorsun değil mi? amaç bu zaten, sordurtmazlar. bazen "neden dizilerde, benim gibi kaybeden insanların hayatını anlatmıyor?" diyor musun? anlatıyorlar tabi, ama anlattıkları dizilerde hep zengin insanların yavaş yavaş kaybettikleri bir hayat var.

sadece filmlerde olur diyorlarda inanmıyorsun galiba. genç ve zengin bir oğlanın fakir kızı görüp aşık olması sadece dizilerde geçer. uzattıkça uzatırlar hatta. ilk sahnede köyden kaçışı, sonra istanbulda şiddete uğraması. tam şiddete uğrarken yoldan geçen bir arabadan gözüken iş adamı, etrafında korumaları. sonra iş adamının kızı kurtarması, aşık olması ve fakir kızın hayatının kurtulması...

ama öyle değil be çocuk, bu hayat işte.

bu hayatta, genç ve fakir erkek kendi başına bir şey yapmaya çalışır. önce ezerler. yorumlarlar. eleştirirler. ne yaşadın demezler, nereden geliyorsun demezler ya da ne bileyim elinden tutup "bu işi yapabilirsin!" demezler.

öldürürler. gebertirler. bunu anlatmak istediğindeyse "sen yazar değilsin." derler.
kendine gel çocuk..

yazar mı olmak istiyorsun?
olamazsın. çünkü değilsin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…