başarısızlık ve parasızlık.

ne yapacağımı bilmiyordum. otobüs kartına yüklediğim son 5 liram vardı, sivastaydım. üniversiteye gitmek için otobüs bekliyordum ama; lanet şehrin otobüsleri tıklım tıklım dolu oluyordu.

binlerce lira verilmiş arabaların tekerlek sesleri, ani fren yapan arabaların şoförlerine küfür eden onlarca insan. küçücük yollar ve dar şehrin kötü kokusu.

bir orospuya güvenmemeliydim hiçbir zaman, büyüdükçe anlıyordum. bir orospuya takılıp kaldığım için büyüdüğüm yerden kurtulmak istemiş ve hiç bilmediğim bir yere, sivasa gelmiştim. ne kahrolası bir durum! o an dünyanın başıma yıkılmasını istemiştim, her zamanki gibi. yıkılmadı, otobüse bindim ve üniversiteye gittim. derse girip hocayı takmadan, düşüncelerle koca vakitler geçirerek kaldığım yurda geri döndüm.

elimde bi kaç lira yüklü olan otobüs kartı ve ahmet şerif izgören kitapları vardı.
büyük hatalar yaptığın zaman, onlardan ders çıkarman gerekir. bazen o kadar çok hata yaparsın ki, bundan önceki hatayı nerede ve ne zaman yaptığını hatırlamazsın bile. bazense o kadar az ama o kadar büyük bir hata yaparsın ki, bugüne kadar yaptığın hatalardan çıkardığın tüm dersleri unutturur. ne çok hata dedim, ne çok...

sivastayken, elime verilmiş abimin iş yerinde kullandığı garanti hesabı vardı. abim ne zaman bir satış yapsa, para oraya yatardı ve ben de paraya ihtiyacım oldukça oradan kullanırdım. işe bak, buna sorumluluk diyordum bir de. ne yazık bana.
bilgisayarla büyümüş bir insanın elinden bilgisayarını alırsanız eğer ne olur biliyor musunuz? aklınızın, mantığınızın almayacağı delice şeyler yapar! biri gelse ve kulağıma "uçmak, imkansızdır" deseydi eğer; akşamın birinde çatıya çıkar ve kendimi aşşağıya atardım. ama kimse gelmedi ve o zamanda kimse ölmemi söylemedi.

yazmaya o kadar muhtaçtım, bir şeyleri dökmeye o kadar ihtiyacım vardı ki anlatamam. bilgisayarıma ihtiyacım vardı benim! bugüne kadar hiçbir işi beceremedim, hiçbir yerde birikmiş param yok. eğer ki zamanı geçmişe alabilseydim, annemin bana söylediği tüm lafları dinlerdim. küçükken bana "paranı biriktir oğlum, bir gün kullanırsın." derdi. ben o "bir gün"ün geleceğini hiç düşünmeden cips alırdım. paramı biriktirseydim eğer, kendi emeğimle aldığım bir bilgisayarım olurdu.

sahi ya, ben bugüne kadar kendi emeğimle ne aldım? hatırlamıyorum..
araya girmek gibi olmasın da, yaptığım imkansız şeyler arasında araya sokabildiğim insanlardan bilgisayar dilenmekte vardı. 600 lira fiyatında olan küçük netbook'lar işimi görürdü diye düşünüyordum. ulan ben, sadece yazı yazacaktım. ne işime yarayacaktı ki başka?

demeseymişim keşke..
bilgisayarım yoktu.. param yoktu..
2 sene öncesinden falan bahsediyorum.

2 seneyle bugün arasında çok fark olduğunu anlatmaya çalışıyorum bazen kendime. eski arkadaşlarıma çok değiştiğimi, eski mustafa olmadığımı söylüyorum mesela.

şimdi biraz kendime bakıyorum da:
bilgisayarım var.. param yok.

küçücük bir netbook ile koskocaman afişler tasarlamaya çalışıyorum. a3 boyutunda, kocaman. sivastayken, büyük konuşmuşum. küçücük netbook, işimi görmüyormuş. ben yazarlıktan, tasarımdan ve yapabileceklerimi geliştirmekten bahsediyordum; tamam yazıyorum, tamam tasarlayabiliyorum ama hiçbir şeye yetmiyor.

küçük bir bilgisayarda tasarım yapmak, hiç görmediğiniz köyünüze "gitmesekte, görmesekte, bizim köyümüz" demeye benziyor.
2 seneyle bugün arasında çok fark yok be oğlum. olay bilgisayar değilmiş, olay başarıymış.

benim hala başarım, hala param yok.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?