mim: valla yine melodram!

daha dün melodram ile "kanka mim yok mu? yazdıkça saçmalıyorum, saçmaladıkça yazıyorum!" şeklinde klasikleşmiş konularımızdan konuşurken, birden bire melodram'ın beni mimlediğini görünce sevinçten, eline mantar tabancası almış çocuğa döndüm!

mimleri, tam yazacak şeyler bulamıyorken birden bire gelip beni yazmaya tekrar teşvik etmesi sebebiyle seviyorum. ah canlarım benim, besleyeyim ben sizi bare.

soru1: hayatınız bir film olsaydı, hangi filmde başrol olmak isterdiniz?
kesinlikle iron man filminin başrolü olmak isterdim! allahım yarabbim, aynı adamda hem zekilik, hem yakışıklılık, hem zenginlik, hem tatlılık, hem sempatiklik, hem... akla gelen her türlü şey birleşmiş! film'in yapımcıları iron man'i yaparken tek kişi olarak değil, ekip olarak çalışmış yemin ediyorum. bir insanın hoşuna gidebilecek her şeyi toplayıp bir adama vermişler. heleki o ukala yapısı yok mu?!

işin diğer tarafı, klasik olarak fight club'taki edwart norton yerine ben de olmak isterdim. bir şizofrenin kurduğu düzen, bu kadar mükemmel olabilir. özgürlük adına yapılmış en iyi, en inandırıcı filmlerden birisinin olduğunu düşünüyorum. benim hayatıma hiçbir şekilde benzemese bile, bazen hayallerde yaşıyor insan. hatta oda arkadaşlarım ile beni öyle bir etkilemişti ki kalkıp "hadi lan fight club yapalım!" diyebiliyorduk. iyi mi, kötü mü? orasını biz de bilemiyoruz.

soru2: sizi en iyi anlatan, en unutulmaz film sahnesi hangisi?
anna'yı neden kaybettim biliyor musun? iki ay öncesi yüzünden.

işsiz brezilyalı, yumurta haşlıyor. sıcaklık, oda içerisinde farklı bir hava durumu yarattı. ısıda belli belirsiz bir değişim. ve iki ay sonra... dünyanın diğer tarafına yoğun yağış!
mr.nobody filminden bir sahnenin geçen repliği. repliğin geçtiği sahnede, anna telefon numarasını bir kağıda yazıyor. tam o sırada, 2 ay önce işsiz bir brezilyanın yarattığı buhar, 2 ay sonra yağmur olarak yeryüzüne düşüyor. yağan yağmur, kağıda denk geliyor ve henüz kurumamış mürekkebin verdiği etkiyle tüm numarayı yok ediyor.

daha sonra, bay hiç kimse; senelerce anna'yı arıyor.
beni en iyi anlatan, en unutamadığım sahnelerden birinin bu film sahnesi olduğunu düşünüyorum. o filmde, işsiz brezilyalı işinin başında olsaydı eğer, bay hiç kimse o numarayı kaybetmeyecekti. işsiz brezilyalı hata yaptı ve acısı bay hiç kimse'den çıktı.

benim hayatımda böyle işte. birileri, benim hiç tanımadığım insanlarla hatalar yapıyor. değişime uğruyorlar, sinirleniyorlar, hayattan nefret ediyorlar, insanlara güvenmiyorlar ve yeni tanıştıkları her insana ön yargıyla bakıyorlar. arkadaşlarım hatalar yaptığında acısını ben çekiyorum, yeni insanlarla tanışmaya başladığımdaysa hiçbir zaman güven olmuyor zaten.

soru3: aklınızda en çok yer eden, adeta başucu cümleniz olan replik hangisi?
aslında bir değil, birden çok çok fazla sayıda var.
tanrıyı güldürmek istiyorsan, ona hayallerinden bahset. amores perros.
beni dinle, tanrının senden hoşlanmadığı olasılığını da düşün. fight club.
abbe- tanrı "intikam bana ait." der. edmond- "tanrıya inanmıyorum." abbe- "önemli değil, o sana inanıyor." count of monte cristo.
biz, televizyon izleyerek, milyonerler, sinema yıldızları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük. ama olmayacağız. bunu şimdi anlıyoruz. fight club.
iki insana, birbirlerine aşık olduklarını söylersen birbirlerine aşık olurlar. amelie.
fikirlerin gücüne bizzat şahit oldum. fikirler adına öldürülen, fikirleri savunurken ölen insanları gördüm. yalnız, bir fikri öpemez, ona dokunamaz veya onu tutamazsınız. fikirler kan ağlamaz, acıyı hissetmezler. v for vendetta.
ve bunlara benzer bir çok replik var unutamadığım. bunlar sadece bir kaçı.

soru4:  filmlerle adeta bütünleşmiş, o güzelim film müziklerinden favorileriniz hangileri?
film müzikleri pek fazla aklımda kalmaz, ama ne yalan söyleyeyim unutamadıklarım var.

requiem for a dream ve lord of the rings filminin şahane müziği lux aeterna'yı hiç unutamam mesela.
bir tango müziği olarak roxanne var, hangi filmde çaldığını hatırlamıyorum ama mutlaka bir yerde duymuşumdur.
sucker punch filminde çalan emily browning - sweet dreams şarkısı unutulamadıklarım arasında.
hareketli şarkılar olarak step up revolution filminin müzikleri, adeta bir devrim olmuştu benim için. dubstep ile dansın mükemmel birleşimi. bknz:


bu kadardı, okuduğunuz için teşekkür ederim. hala mim'leyecek birilerini tanımıyorum, özür dilerim.

Yorumlar

  1. şu müzik hani film müziğii.. hah işte o step up4 ün müziği di mi? yani step up 4 mü çıktı?? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet step up 4'ün filmi. kod adı step up revolution. tekniklere fazla göz kırpmamışlar ama dansları yakıyor ortalığı. yukarıda paylaştığım video da protest bir dans gösterisi. bir şeyi protesto etmek için yapıyorlar, en sevdiğim sahne.

      Sil
    2. step up 3 ü izlemiştim en son geçen sene. teknik zaten o kadar göze batmıyor amma evet dansları harika oluyor. şu filmi bi izlemem lazım ya :)

      Sil
    3. bursalarda olsaydın eğer, elimde var ulaştırırdım sana.

      Sil
    4. ben bursada oturuyorum zaten :)

      Sil
    5. o zaman tam olarak sitenin sol kanadında mail adresim var, oradan mail atarsanız eğer hallederiz o konuyu :)

      Sil
    6. peki emencecik atıyorum :)

      Sil
  2. tanrıyı güldürmek istiyorsan, ona hayallerinden bahset. amores perros.

    İyiymiş bak bu :)

    Bu arada adet yerini bulsaydı iki blogger mimleyiverseydin çaktırmadan :)
    Ha bir de ben matrix i göremedim mi? Sen mi yazmadın? Emindim lan ondan bahsedeceğine :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ilk başta onu yazacaktım, ama matrix'i yazarsam star wars'e ayıp olur diye düşündüm :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.