Ana içeriğe atla

saçmalattirik: sevgiyle ilgili bi kaç şeyler.


aynı küçükken kurduğumuz her hayalin, 18 yaşımıza geldiğimizde gerçekleşeceğine inanmak gibi biliyor musunuz her yeni sevgilimize "işte bu, benim evlendiğim kadın olacak!" dememiz. belki de bu alışkanlığımız oradan geliyordur. aslına bakarsanız, belkide her alışkanlığımız küçüklükten geliyordur. biyolojinin, tıbbın söylediği genetikler, fenotipler falanlar filanlar; mantıklıca yazılmış insan kandırmacalarının bir sayfasıdır sadece. bilmiyorum.
yıllardır çölde kalmış bir devenin suya olan hasreti kadar özledim seni. bugün de çok susadım. dur artık, canımı çok yakıyor susuzluk.
hayatımdan bir kitap yazsaydım eğer ansiklopedi çıkardı diyen insanlara çok özeniyorum bazen. ben hayatımı bir kitaba yazacak olsaydım eğer, ön kapağına "sevdim", arka kapağınaysa "öldürdüler" yazardım. kitabı eline alan her insan, kitabımın neden sadece ön kapaktan ve arka kapaktan oluştuğunu merak ederdi. o kadar acımasızım ki, bazı kitap delisi insanların bu anlamsız şey karşısında intihar etmesini beklerdim.

ön kapağında "sevdim..", arka kapağında "öldürdüler.."
garip..
ilk defa derinden sevdiğimi biliyordum o gün. ama sen ne kadar seversen sev, bazen karşıdaki insanın seni ne kadar sevdiğini merak ediyorsun.

o, değişik biriydi. karşıdaki insana ne kadar sevdiğini söylemek yerine, karşı tarafın anlamasını beklerdi. karşı taraf bendim. mantıklı bir soru olarak: "söylediği her sözde ölümden az bir şey bahseden bir insanın, sevgiyi pozitif yorumlaması mümkün müdür?" cevabı biliyorsanız susun, çünkü o bilmiyor.
sevgi diyoruz, aşk diyoruz falan da.. biraz derslerden bahsedelim.
şaka şaka, son bir şey yazacağım da araya laf olsun diye girsin dedim. derslerim berbat, ben de berbatım. hala başarısızım, hala hiçlerle dolu bir insanım. özür dilerim.
"anlamıyorsan eğer anlatayım" derken gözlerime bakıyordu, karşılık verip gözlerine baktım. neden sustuğunu sormamalıymışım. "gözlerim anlatıyordu." dedi seneler sonra karşılaştığımızda. çocuğuylaydı, yalnızdım. o haklıymış, benden hiçbi şey olmazmış.
dipnot: başlıktaki "bi kaç şeyler" yazısının "şeyler"i bilerek yazılmıştır. doğrusu "bi kaç şey" olsa bile, "bi kaç şeyler" daha güzel geldi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…