Ana içeriğe atla

2012 de bitiyor.

ben son kolamı yudumluyorum, son yazımı yazıyorum ve biraz daha büyüyorum. yarının bugünden pek farkı yokmuş, bunları yazınca farkettim. yarın yine kolamı yudumlayacağım ve yazmaya devam edeceğim. her gün büyüyeceğim. anlamadığım şey, bugünün yarından farkı yoksa eğer neden yarın gibi bugünü de kutlamadık? eminim, iyi bir açıklaması yoktur.

her neyse.
düşünseydim eğer daha iyi bir sene geçirirdim. geçirmedim. aslında ne kadar berbat, pislik, iğrenç biri olduğumu da farkettim. maskelerin etkisinde fazla kalmış olmalıydım. sürekli gülen bir maskeniz varsa eğer, büyüdükçe o maskenizden kurtulmanız gerektiğini anlıyorsunuz. kendimden biliyorum, sürekli mutlu göstermek iyi bi yaşam tarzı değil.

bir zamanlar ablam hayatımda aldığım en büyük dersi öğretmişti bana. "sana arkadaşım diyenler, gerçekten arkadaşın olsaydı eğer gülerken oluşan yüz hatlarının altından akan gözyaşlarını görebilirlerdi." yazmıştı odasına. ne yazdığını büyüdüğümde anladım. şimdi, daha fazla büyümüşüm. daha fazla anladım. biraz ağladım, ama geçti şimdi.
2012'ye girdiğim zaman mükemmel fikirlerim yoktu. çünkü 2011'in ağustos'unda tüm projelerimi kurmuş, eylül'ünde üniversiteye başlayarak hepsini katletmiştim. eğer hayallerimin, projelerimin peşinden koşabilen mükemmel bir insan olsaydım, şu an mutluluğun formülünü ağzımdan kaçırmıştım bile. sizin mutsuzluğunuzdan da ben sorumluyum. çünkü projelerimin peşinden koşabilen mükemmel bir insan değilim, bu yüzden mutluluğun formülü umrumda bile olmadı. yine ve yeniden bu yüzden; mutsuz olduğunuz için tüm küfürlerinizi bana edebilirsiniz.

ama ne yapayım? ben buyum. bu hayatta sadece bir kaç cümle kurmak ve "tüm umutsuzluklarınızı, salaklıklarınızı" üzerime alınarak sizi rahatlatmak için duruyorum. sizin için bulunmaz bir nimet olduğumu söylediğim zaman egoist ve bencil oluyorum biliyorum ama; siz benim değerimi bilmiyorsunuz. bu yüzden mutsuz oluyorsunuz.

tekrar, yine ve yeniden her neyse.

ben alkolü pek sevmiyorum. ama sarhoş olmak için ortalama 5 bira, tekelden alındığında 20 liraya geliyor. siz eğlenceli insanların, neden sarhoş olmak için özel günleri beklediğinizi anlayamıyorum. özellikle bar'lara gittiğinizde giriş parası olarak 75 lira verip kazığın babasını yiyorsunuz. yılbaşıymış, 2013'ün gelişinizi kutluyormuşsunuz o kısmı anladım. ama bugün mükemmel değilseniz, "yarın da mükemmel olmayacaksınız" kısmının neresini anlamadığınızı anlamadım.

ankarada bir tavuk döner'in 3 lira olduğunu biliyor musunuz? ve 75 lirayla sokakta yaşamaya mahkum bırakılmış 25 tane çocuğa döner alabileceğinizi? tabi ki biliyorsunuz, ama umrunuzda değil. çünkü siz değişik insanlar, yeni bir yıla sarhoş girerek 2013'te mükemmel olacağınızı zannediyorsunuz. çünkü siz bencil insanların hayatında sadece "siz bencil insanlar" var.

her neyse, bu kadar zahmet ediyorsanız eğer, "lütfen mükemmel olun."
ben 2013te kendim için hiçbir şey dilemiyorum. her şeyimin bok gibi olduğunu, her şeyi kendimin mahvettiğini ve hayatım düzelemeyecek bir kalp kırıklığına döndüğünü biliyorum. kabul ediyorum, 2013te hiçbir şeyin düzelmeyeceğini bilmiyorum. sırf bu yüzden, 2013te kendim için bir şeyler dilemiyorum.

ama lütfen siz, "bugün bok gibiyken yarın mükemmel olun."
çünkü dünya "sizin gibi mükemmel, gözleri etraftaki kötülüklere kapanmış bencil insanlar" tarafından yönetiliyor ve bok gibi. lütfen, daha da bok edin.

iyi eğlenceler, iyi seneler.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…