mim: sorular, sorular.

idealleri olupta başarılı olan insanların hayatlarını çok merak ettiğim halde, araştırmadım hiç. hayallerini gerçekleştirme fırsatı olduğu halde, hayatta yaşama amacı kalmaz diye hayallerini gerçekleştirmeyen insanın bir hikayesini biliyorum. az önce aklıma bir şey geldi, twitter'a da yazdım:
"ben gidiyorum, blogu kapatıyorum." dediğim zaman "gitme" diyecek birileri var olana kadar yazacağım. sonra ne yaparım bilmiyorum.
gerçekten, ondan sonra ne yapacağımı bilmiyorum. bir amaç, bir hayal, bir hedef peşinde koşmam gerekiyor ama koşmuyorum ya, o yüzden kendimden nefret ediyorum.

her neyse, konu arifin manchester'a attığı gol değilken birden bire kendimizi orada bulmamız çok şaşırtıcı oldu. şimdi asıl konuya dönebiliriz. en sevdiğim, canım, cicim bloggerlarından melodram beni bir yazıya mim'lemiş. hadi, cevaplayalım.

soru 1: mantığın mı, yoksa duyguların mı ön plandadır?
mühendislik okuyan bir insana sorulacak en yanlış sorulardan birisidir sanırım bu. sivas'ta, cumhuriyet üniversitesinde jeoloji okurken fizik hocasıyla bir öğrenci tartışmaya girmişti. hoca, fiziksel formüllerle her şeyi açıklıyor ve doğru cevabı veriyordu ama bir öğrenci tatmin olmamış olacak ki: "hocam, mantıklı değil bir kere yahu. 10 santimetre olamaz." diyordu.

o anda fizik hocası sert bir tepki olarak: "mantık mı? felsefe mi lan bu? görmüyor musun fizik!" demişti.

o zaman kafam yerine geldi, hayatta hep "mantığın geçerli olduğu yerde mantık, duyguların geçerli olduğu yerde duygular." demeyi öğrendim. kısacası, özet olaraktan: mantıklı duygusallık diyebilirim. garip bir terim tabi.

soru 2: insanlar neden mutlu değiller? niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyorlar ve şükretmesini bilmiyorlar?
böyle bir soru için hazırladığım, beynimde sürekli var olan bir replik var: "bu kadar insan yalnızken, neden bu kadar insan yalnız?". mutluluğun cevabı burada aslında. insanlar mutlu olmak adına adım atmıyorlar, yalnızlıktan kurtulmak için hiçbir şey yapmıyorlar. sadece olmasını bekliyorlar ve sonuç olarak olmuyor. birileri adım atmadığı sürece, olmayacakta.

insanlar, sadece yakınmayı biliyorlar aynı benim gibi. yaz aylarında kapılarının önüne bir kova su koymaları gerekiyorken, koymak yerine twitter'dan insanlara duyurarak sosyal sorumluluklarını yerine getirdiklerini zannetme gibi bir şey bu. arada sırada facebookta gezerken mutlaka rastlamışsınızdır, "yalnızım" yazan onlarca insanı tanıştırmaya çalıştınız mı hiç? ben çalıştım.
yalnızım diyorlardı, yalnız gibi gözüküyorlardı. ben de insanlık görevi olarak araya girip onları tanıştırdım. konuşmaya başladılar. sohbet etmeye başladılar. aradan bir süre geçti, birbirlerinden sıkıldılar, tekrar yalnızlaşmaya başladılar. tekrar yalnız oldular.
mutluluğun en baş sorunu yalnızlık bence. yalnızlığın güzel bir şeymiş gibi, övünerek anlatıldığı bir toplumda insanların yalnız olmasına şaşırmıyorum aslında. insanlar yalnızlığı bir çözüm yolu olarak görerek, mutsuzluğa adım atıyor aslında. ama çok uzun bi konu bu, buraya yaz yaz bitmez.

soru 3: çok para harcayıp, keşke almasaydım ya da harcamasaydım dediğin bir şey var mı?
hayır yok. sadece "keşke zamanında para biriktirseydim." diyorum.

soru 4: haklı olduğun bir konuda kendini savunur musun? yoksa susmak adalet mi dersin?
susmak, bence "cevap veya adalet" değil, çoğu zaman çaresizliktir. siz ne kadar karşıdaki insana karşı cevap vermek için susarsanız susun, karşıdaki insan için cevap olmayacaktır bu. o yüzden, haklı olduğum bir konuda kendimi her türlü savunurum.

ama kime göre, neye göre haklıyım; orası da tartışmaya göre açık.

soru 5: tok gözlü müsün, yoksa her şeyim olsun diyenlerden misin?
işin aslı, bu konuda kendime pek güvenemiyorum. ilk başlarda "sadece yazı yazmak istiyorum, bana bir netbook yeterli." diyordum. daha sonra grafik tasarımları yapmaya başladım, daha büyük bir bilgisayara ihtiyacım oldu. o yetersiz gelirse, daha büyük bir bilgisayara ihtiyacım olur büyük ihtimal.

tok gözlü olamadığım bir kaç konu var sadece. bilgisayar bunlardan birisi, telefon da öyle. teknolojik malzemelerin çoğunda öyleyim. zaten 6 yaşımdan beri bilgisayar ile büyüdüğümden dolayı, böyle şeylere merakımın olmasını da gayet doğal görüyorum.

mimlediklerim: melodram gibi, ben de ahu dudusu mimliyorum. çifte baskı yapalım da cevaplamadan edemesin diye düşündüm. yanına bir de "pişman değil şişman" gelsin. hatta üzerine de kurukuleta gelsin.

Yorumlar

  1. Mimlerin hakkını veren adam: ''odunluzıkkım.''

    YanıtlaSil
  2. Arselice de "Göndersemmiiii göndermesem mii bi muallakta kaldım yaparlarmı ki?" demiş bu mim için bana. Melo ve seninle birlikte etti 3. Belki görmediklerim de vardır. Artık yazmak farz oldu :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. e bu kadar ısrara dayanamayıp yaz artık bence ahu dudusu :) lütfen ama.

      Sil
  3. Teşekkür ederim, sorularına cvp verdim şimdi:)Güzel sorular:)

    YanıtlaSil
  4. dur ben şimdiden bloğunu kapatmayı düşünüyosan gitme diyim. gitmeeğ! çünkü ben daha yeni geldim. bi gezip görüp neler yapmışsın bakmam lazım. arada böyle bencilliklerim vardır.

    cevaplar da süfermiş. bu kadar insan yalnızken neden bu kadar insan yalnız? çünkü aslında hepimiz kaybedenler kulübünün birer üyesiyiz. bazılarımız çok kazançlı gibi gereksiz kibirlere giriyo; hepsi bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hoşgeldin semma :) teşekkür ederim gitme dediğin için, büyük bir moral kaynağı oldu şu an.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız