Ana içeriğe atla

mim: yeni yıldan istiyoruz da vermiyor.

tam 2012'ye sitem ederken "2013'ten istediklerim" diye bir mim gönderilmesi, cuk diye yerine oturmuş bence. önce pişman değil şişman, sonra ahu dudusu beni bir güzel mim'leyivermişler. ben de mimleri çok seven, yeni yazak bir şeyler üretemediğinde işin kolayına gidip mimleri cevaplayan bir insan olduğum için çok sevindim buna.

gelelim mim'e. 2013'ten ne istiyorum?

yeni bir bilgisayar: hayatımın en zor dönemlerinden birini yaşıyorum. grafik tasarım yapan bir insanın önündeki bilgisayarları alıp netbook verirseniz ve "a3 tasarım yapacaksın bununla!" derseniz ne tepki verir biliyor musunuz? ben kalp krizi geçiriyorum sanmıştım, meğersem sinir kriziyle ne yaptığımı bilmiyormuşum. bu yüzden, yeni ve kaliteli bir bilgisayar istiyorum. en azından, yapacaklarımı yaparken zorlanmamak istiyorum.

bir şeyler başarmak: ailemin, intihar etmeye çalışsam bile başaramayacağımı düşünmesi beni deli ediyor artık. elime neyi alsam, elimi neyi sürsem bokunu çıkarıp başarısızlığa gidiyorum sanki. küçükken, elimden tornavidayı hiç düşürmediğim için, benim mühendis olacağımı düşünmüşler. bu yüzden ben de mühendis olacağımı düşündüm. peki, ne oldum? boş beleş bir şeyim hala. 2013'te bir şeyleri başarmak istiyorum artık. kitap yazmak olabilir ya da ne bileyim, bir işe girmek olabilir. bir şeyler olmalı.

biraz yalnızlık: son zamanlarda kendimi, sevgilim hariç herkesten, her şeyden soyutlamak istiyorum. sevgilim hariç hiçbir şeyi düşünmeden yaşamak istiyorum ama yapım gereği, her şeyi kendimden daha fazla düşünmeye alışmışım. ne kadar değişik bi şeysem, yalnız kaldığım zamanlarda yalnız olmamayı, yalnız kalamadığım zamanlardaysa yalnız olmayı istiyorum. her türlü, ironik bir varlığım.

para: 'bir şeyler başarmak' meselesi ile doğru orantıyla, bir işe girersem zaten param olur. ama paraya ihtiyacım var, kredi kartı borçlarımı, 3G borcumu ve tüm borçlarımı ödemem gerekiyor. düşünmeden para harcamam gerekiyor aslında. ama gel gelelim, düşünememek gibi bir yeteneğim yok benim.

iyi şeyler: nasıl olacağını, neler olacağını tanımlayamadığım şeyler olsun istiyorum aslında. üniversite altında yaptıklarım, yapabildiklerim o kadar az ki: var olan hiçbir şeyin beni mutlu edemeyeceğini düşünüyorum. mutlu etmiyorlar da zaten. o yüzden, bir şeylerin olmasını istiyorum, sadece olsun işte. bi aksiyon gelsin hayatıma.

sanırım 2013'ten sadece bu 5 şeyi istiyorum. istediklerim aklıma gelmiyor. ne yazık ki, "şu şey ben de olsaydı şöyle mükemmel bir hayatım olurdu" diyebileceğim hiçbir şey yok.

malesef ki, üzülerek söylüyorum ki ben mimleyecek kimseyi yine bulamadım. bu özelliğim için kendime çok küfür ediyorum ama gerçekten, tanıdığım çok az blogger var -ki yarısından çoğu bu mim'i cevaplamış :(. özür diliyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…