Ana içeriğe atla

nerde kalmıştık? o zombiler!

hikaye yazmayı denedim. gerçekten denedim. ama olmadı. işe yaramayacağını düşünüyorken, olmayacak bence.
fazlaca film ve dizi izlemenin en kötü tarafı, bir zaman sonra hayatlarımızın onlar gibi olduğunu zannetmekti bence. aslında, aksiyonu sıfıra indirilmiş, sadece yaşam kaygısıyla dolu hayatlarımızda, onlardan birisi olmayı istemek bizim suçumuz sayılmazdı.

insanların yavaş yavaş zombi olmaya başlamasını yaratıcıdan yüzlerce kez diledik. olsaydı eğer, güzel olurdu. ama ben, hayallerin gerçekleşmediğini kurduğum binlerce hayalin gerçekleşmemesinden öğrenmiştim.
hayatta kalma kaygısıyla uyuyamıyordum bile. arkadaşlarım ve ben günlerce uykusuz kalmıştık. yiyeceklerimiz oldukça azalıyordu, dışarıda nelerin olduğunu bilmiyorduk. öğrenemiyorduk. ne bir televizyon, ne bir bilgisayar kaynağı, ne de çalışan televizyonlar. hiçbirisi kalmamıştı. sadece şoku üzerimizden atmaya çalışıyorduk.

dışarıya baktığımız zaman beraber futbol oynadığımız, kavgaya koştuğumuz mahalle arkadaşlarımın yürüyen ölülerini görüyorduk. korkunçtu.

dışarıya çıkmayı, diğerlerini geride bırakıp denemiştim. beraber kavgaya koştuğum o insanlar üzerime üzerime geliyordu bu sefer. bir tane, iki tane, beş, yedi ve sayamadığım kadar çoğalmışlardı. elimdeki ekmek bıçağıyla bir şeyler yapabileceğimi zannediyordum. koşmakta olan bir yürüyen ölünün karnına sokmuştum bıçağı. üzerime siyah bir kan fışkırmıştı, sanırım işkembesini deşmiştim orospu çocuğunun. ama ölmemişti. sorunda burada zaten, ölmüyorlardı! daha fazla düşünemedim.
bilmenizi isterim. eğer ki etrafta, korku filmlerini andıran şeyler varsa bir salaklık yapıp "o şeyin" üzerine gitmeyin! ondan uzaklaşmaya çalışın. kahramanlık sadece filmlerde güzel çünkü! gerçek hayatta kahramanlık yapmaya çalışan insanlar sadece salaklardır.

yüzlerce zombinin, vücudunuzun her tarafını, iç organlarınız ve çükünüz dahil her tarafını yemesinin ne kadar acı verici olduğunu anlatabilecek cümleler seçemedim size. çünkü, yukarıda başladığım hikayede kahramanlık yapmaya çalışan salak bendim.

her neyse, ah işte o zombiler yok mu o zombiler? bizi öyle alakasız bir konudan başlatıp böyle alakasız bir yere getirdiler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…