saçmalattirik: derdi rahmetli..

"bana bak! şu an senin ağzını burnunu kırardım ama yapmıyorum. öfkeme sahip çıkabiliyorum, gör ve sus. sadece öfkemi sigaraya ve küfüre vurduruyorum. yani bir gün "amına koyarım!" dersem eğer, o gün için şükretmelisin!" derdi rahmetli. bir gün şehrin en kalabalık yerinde buldular, ağzına dört tane kurşun sıkmışlar. demek ki iyi baş etmiş! bir ağıza dört kurşun..
 ilginç ölüm senaryolarına ilgim olmuştur hep. aslında her ilginçliğe biraz ilgim var. sokakta yalnız başına, "imdaaat!" diye bağırarak koşan bir delinin yaptığının mantıklı olduğunu söyleyebilir misiniz? eğer bir deliyseniz, evet.
"adaleti kim sağlıyor. peki bu? şu gördüğün şey neden var!" diyen bir insan tanımıştım. daha bu sene gazetelerde faşistlerin saldırısında öldüğü yazıyordu. boğazını satırla kesmişler, polis görmüş ama bir şey dememiş. utanmasalar bir de derisini yüzüp ızgara yapacaklarmış şerefsizler! ne olduklarını hatırlamışlar sonra, kendilerine gelmişler.
zaman geçtikçe olan her şeyin sebebinin siz olduğunuza inandınız mı hiç? saçma salak hayaller, saçma salak sorular. işin en kötü tarafı ne biliyor musunuz? yaşlanıyorsanız eğer, büyümek zorundasınız. çünkü ne kadar büyümemeye çalışırsanız, o kadar artıyor sorularınız. olgun bir insan cevabını bilmediği sorulara ne der biliyor musunuz? "bilmiyorum." konu orada kapanır. cevabı olmayan bir soruyu sormakta mantıksızdır çünkü. peki cevabını bildiğiniz bir soruyu sorar mısınız sık sık? ben sorarım, bu yüzden bu soruyu sordum.
"peki ya ölümsüzlük varsa! ben ölümsüzsem ve ölmeyeceksem? bunu bana kanıtlayabilir misiniz?" diye bağıran bir profesör doktor vardı. bir sahilde yalnız başınayken, elinde şarabıyla birlikte kokuşmuş elbiseler içerisinde bulmuşlar onu, üçüncü sayfa haberlerinden okudum. yere düşmüş kaleminde bile kan varmış, bir söylentiye göre ölümsüz olmadığını kanıtlamak için kalbine sokmaya çalışmış dört beş defa. defterine yazdığı son cümleyi de vermişler haberin altına, "peki ya ölürsem?"
ölümün neden kötü bi şey olduğuyla ilgili düşündünüz mü hiç? ben düşünmedim, açıkcası umrumda da değil. ünlü atalarımız "kime göre? neye göre?" dedikleri lafı tam anlamıyla bu mesele için söylemişler.

eski sevgililerimden birisi incir reçeli dizisinin fazla esiri olmuş olacak ki "ölümsüz olmak ister misin?" diye sormuştu. ben daha 20 yaşımdayım, dert edindiğim şeylerin yükünü kaldırmakta zorluk çekiyorum. bir de 200 yaşında hayal eder misin beni? 20 yaşında çözemediğim sorunu 200 yaşındayken çözmeye çalıştığımı bir hayal edin. edemediniz mi? edemezsiniz tabi. edebilseydiniz bu yazıyı okumak yerine bilim kurgu senaryosu yazardınız.
bi çocuk vardı, kendimden biliyorum. yazar olma hayali peşinde okulunu takmıyordu, hayatı takmıyordu ve sadece yaşıyordu işte. hala yazar olma hayaliyle dolaşıyormuş ortalıkta, beş parası yokmuş ve sessizce yok oluyormuş.
bunu çok iyi biliyorum, son paragrafta kendimi yazdım. yoksa umrumda değil hayalleri peşinde koşan insanlar. hayaller sadece bir kaç saniyeliğine mutlu olmak için varlar. biliyorsunuz değil mi? yılbaşında çıkan piyangolar.

yılbaşında piyango çıksaydı eğer, önce arkadaşıma bir porsche eder sonra çay demlerdim. bir arkadaşım önermişti bunu bana, çay harareti alırmış. 5 dakika önce 5 kuruş param yok, 5 dakika sonraysa milyonlarım var düşünsenize. düşünemediniz mi? düşünebilirsiniz, düşündünüz de eminim. çünkü, hepimiz hayaller konusunda "işin orospusu" olmuşuz.

sadece merak ettiğimden soruyorum, piyango neden "girişimci bir insana vurmaz" acaba? yani ne bileyim, bana piyango vursaydı eğer, döner ağzını burnunu kırar üzerine yaptığım hayvanlık için sigara yakardım. sonra gidip bir yayınevi açar, yazar olma hayali olan insanlara bilgisayar hediye eder ve kitaplarını basacağımı söylerdim.

peki sana piyango vurursa ne yaparsın? doğru, araba alırsın, bilgisayar alırsın, alkol alırsın, orada burada yersin falan.. haklısın haklısın, yargılamıyorum da; herkes ben kadar salak değil bu kesin.

Yorumlar

  1. Çok zevk aldım okurken,piyango bize çıksa ne yapardık, bugün bunu konuştuk arkadaşımla ve ne yapacağımızı tahmin edemedik aklımıza süt banyosu geldi içine gül yaprakları atıp, jakuzisi olan, havuzlu, aşçılı, şöforlu, hizmetçili, bir villada 'Sek Süt' alıp jakuzinin içine doldurup,süt banyosu yapardık dedik:) Bizimde hayalimiz bu:) Adı üzerinde hayaller hayal kalarak güzel oluyorlar, gerçek olsa sanırım kendi kendimize işkence bile yapabiliriz:) Umarım bir yayın evin olur seninde ve hediyelerini verirsin yazar olmak isteyen herkese:) Bunu kalbimle diledim şu an:)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?