saçmalattirik: kaybediyoruz

başlığın ismini yazdığım zaman sonuna nokta koymalı mıyım koymamalı mıyım? bu sefer koymamayı seçtim. hayatta hiçbir şeyi sınırlamayı sevmedim çünkü. nokta koyuyorsam eğer, o konunun dışına çıkamayacakmış gibi hissediyorum kendimi. ama biliyorum ki, yazmaya başladığım zaman konudan konuya atlayacağım. sonuna geldiğim zaman nereden başladığımı unutup, başını okumaya üşeneceğim. her neyse.
özgün bir tarzın var diyenleri göremiyordum artık. ben de özgün olmaktan vazgeçip, başkalarının yazdıklarını yazmaya başladım. bir kaç romanın ilk satırlarını yazdım ve bıraktım. zaten yazdığım her şeyin başı, "bugün yine uyandım" ile başlıyordu. "yalan söyleyen, yüzleri gülen profesyonel yalancılardan" bahsedeyim dedim. onları en iyi ben tanırım, en çok ben yaparım çünkü diye düşündüm kendimce. kendi hayatımı yazsaydım ansiklopedi olmazdı ama, bu ansiklopedi olurdu büyük ihtimal. bütün insanlığın yalanlarını yazmak, bir ömür ister sanırım.

ben de şöyle yaptım:

bugün yine uyandım. yarın yine uyanacağım. zaten sorun burada ya işte; özgür olduğunu iddia edebiliyorsun ama yarın uyanıp uyanmayacağının kararını sen veremiyorsun. en azından ben veremiyordum.

her neyse, bir şeyler okudum. "yaz, yaz ki duyguların körelmesin" yazıyordu. ne zamandır yazmadığımı farkettim, duygularımın köreldi mi bilmiyorum. duygusal bir yazı yazsaydım eğer, herkesi ağlatırdım. ağlamayanlaraysa duygusuz derdim, bu işin kolayı olurdu. ya da ben haklı olurdum en azından.
yavaş yavaş yeni şarkılar anlamını yitiriyorsa ve eski şarkılardan da bıkıyorsanız eğer... devamına getirecek cümleler bulamadım, ama başlangıç iyiydi. bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum.

etrafa bakıp, insanların yüzüne salakça gülümsemeler. mutluymuş rolü yapmalar.. insanların ağızlarında dolaşa dolaşırken istemeye istemeye orospu olmuş binlerce cümle. hepsi bir araya geldiğinde anlamlı oluyor aslında. zaten diğer bir sorun da burada başlıyor. bir şeyler fazlaca anlam kazandığı zaman her şey sıradanlaşıyor. can sıkıntıları, yapacak şeylerin kısıtlığı ve yukarıda bahsettiğim "yavaş yavaş yeni şarkılar anlamını yitiriyorsa ve eski şarkılardan da bıkıyorsanız eğer..." kısmı da bundan kaynaklanıyor sanırım.

etrafınızdaki yüzlerce insanın güldüğünü biliyorsunuz, yalan söylediklerini de. siz bilmiyor olabilirsiniz ama ben biliyorum. güldüklerini değil, yalan söylediklerini. işte bu bilindiğinde, beraber yaşanacak olan çoğu şey zevk vermeyen piyanoya benziyor. oysaki piyano çalmak, her zaman zevklidir.

sizi mutlu edebileceğini düşündüğünüz çoğu şey, yok oluyor. bugün sizi ne mutlu edebilir? bugün, hangi "çok istediğiniz şey" gerçekleşseydi çok mutlu olurdunuz? ben cevap veremiyorum işte bu sorulara. önceki gün beş parasız olsaydım ve ertesi gün piyango biletimin numaraları tutsaydı eğer, ketılıma sıcak su koyar ve kendime ıhlamur yapardım.

sahibi olacağım kaliteli bilgisayar, bir yayınevi falan... hangisinin beni mutlu edeceğini bilmiyorum. çünkü annemin deyimiyle ben "ayran gönüllü"yüm. her şeye çok çabuk hevesleniyorum, çok çabuk istiyorum ama elde ettiğimde bir anlamı kalmıyor.
derken, yeni bir güne daha uyandım. eminim, yarın da uyanacağım. ve 21 aralıkta kıyamet kopmadı. yine uyandım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?