Ana içeriğe atla

başkalaşım.

-çoğu şey umrumda aslında, insanlar değil.
+ne zamandan beri?
-hayvanların, o mükemmel halini gördüğümden beri. vahşi hayatta, aslanların aslanları, geyiklerin geyikleri öldürdüğünü hiç görmedim. insanların, insanları öldürmesiyle her gün karşılaşıyorum.
+ben köpeğin köpeği öldürdüğünü görmüştüm.
-ben de görmüştüm. birbirlerini öldüresiye dövüyorlardı, başlarında da para hırsıyla gözlerini kapatmış insanlar vardı.
arkadaşlarımın, zamanla ne kadar değiştiğimi söyleyip durmasından nefret ediyorum artık. içi samimiyetsizlik kokan "nerelerdesin, hiç gözükmüyorsun?" cümlelerini yüzlerine karşı söyleyemiyor oldum. değişimin, en çok bu tarafını sevmiyorum. zaman geçtikçe, en sevdiğiniz özelliklerinizi bile alabiliyor sizden. vermemek sizin elinizde olabilir, ama benim elimde değildi.
"uzun zamandır görüşmediğimizin farkında mısın?" dedi eskiden sevdiğim arkadaşım. farkındaydım elbette. samimiyetsiz bir üzgün surat takınıp "farkında değilim, özür dilerim." dedim. neden özür dilediğimi bilmiyorum, daha doğrusu kimin özür dilemesi gerektiğini. 
uzun zaman önce insanlardan özür dilemeyi bırakmıştım. yaptığım hareketlerin, özür dilenecek bir tarafının olmadığını düşünüyorum. daha doğrusu, özür dilemenin hayatta hiçbir şeyi değiştirmediğini gayet iyi biliyorum. kucaktan kucağa atlamaya alışan ama bunu göstermeyen namuslu orospulara benzetiyorum "özür dilerim"leri, "özledim"leri.
"nasıl gidiyor? neler yapıyorsun?" dedi, "aynı" dedim.
"aynı" kelimesi, genelde "her şeyin aynı olduğu" anlamına gelir. karşındaki insan uzun zamandır ne yaptığını biliyorsa, "aynı" veya "standart" kelimelerini kullanmak yanlıştır. ama, karşıdaki insanı başından atmak ya da uzun konuşmak istemiyorsan, işte tam bu noktada "aynı" kelimesi devreye girer.
"sohbetine doyum olmuyor" dedi. ben oraya zaten, sohbet etmeye değil bir kaç yudum alkol alıp her şeyi unutmaya gitmiştim. "neyi unutmak istiyorsun?" sorusuna verilen "neden içtiğimi!" cevabını eyleme dökmek için.
kafa dinlemek için gittiğiniz yerlerde, hiç konuşmak istemediğinizin bir arkadaşınızın çıkması çok kötü bi şey değil mi? yurt odanızda yalnız başınıza, yalnızlığın keyfini çatarken odaya birinin girip tüm keyfinizi bozması gibi. yalnızlığın iyi bi şey olduğunu söylemiyorum, demek istediğim: "çok fazla yalnız kalmadığınızda, yalnızlık her şeyin çözümüymüş" gibi geliyor.

dünyayı zombiler bastığında, ısırılan ilk insan olacağınızı düşündünüz mü hiç? tüm aksiyondan uzak kalacağınızı. ben düşündüm, işte bu yüzden bana karamsar diyorlar. karamsarlar insanların en kötü özelliği, osmanlı devletine benziyor olmaları. yani şöyle: her şey iyiye gidiyor, çok iyiye gidiyor, her şey mükemmel. şappadanak! alınan bir yenilgi. her şey kötüye gidiyor, çok kötüye gidiyor ve her şey berbat.
bir psikologun bana yardımcı olacağını düşünmüştüm. içimde gelişen, yavaş yavaş büyüyen insanları öldürme hissinden bahsedecektim. hatta içimdekileri ne kadar yazarsam yazayım, bünyemde ufak bir değişiklik bile olmuyor, kötüye gidiyorum diyecektim. yazılar yazmak bile sıradan hale geldiği zaman, psikolojinizi düzeltecek hiçbir şeyin olmadığına inanıyorsunuz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…