Ana içeriğe atla

intihar mektubu ve kapanış.

üst not: intihar falan etmeyeceğim.

sizden daha güçlü bir saati ne kadar tersine ittirmeye çalışırsanız çalışın, 12den önce 11 gelmez hiçbir zaman. dünyada her şeyin bir işleyişi var: vahşi hayat, "güçlü" olanın altta olanı ezebileceğini bildirmişti bize her zaman. ne kadar güçlü olursanız, o kadar hayatta kalabilirsiniz ve ne kadar hayatta kalabilirseniz, o kadar acı çekmeye mahkumsunuzdur.

mükemmel olmasa bile, işleyen bir sistem. birbirini öldüren güçlü insanlar, aç insanları aç bırakan tok insanlar falan filan. hiçbirinin ortak bir tarafı yok. komünizmi savunan insanlar herkesin eşit olabileceğini söylüyor. bence, her insanın eşit olduğu bir an varsa, öldüğü andan başka bi an değildir. kötü şeyler yaşayan bir insanla iyi şeyler yaşayan bir insanın eşit olabileceğini söylemek delice değil mi?

her neyse.

doğan her canlının en büyük görevi büyümektir. canlı sayılamayacak kadar küçük boyuttaki parazitler bile çoğalarak büyüyorlar. dünyanın en büyük adaletsizliği burada başlıyor bence. düşünsenize, büyümeye başladığınız zaman hatalar yapmak zorundasınız ve zaten büyüdüğünüzde de yaptığınız bu hatalar bozuyor imajınızı. ne kadar değişmeye, ne kadar güzelleşmeye çalışırsanız çalışın, büyüme aşamasındayken yaptığınız hataların acısını çekiyorsunuz.

büyürken, kötü, ders çalışmayan bir insan oluyorsunuz mesela. daha sonra, ne kadar ders çalışmaya çalışırsanız çalışın, büyüdüğünüzü görenler "o ders çalışamaz, tembel teneke." gözüyle bakıyorlar size. ne olduğunu bile anlamadan suratınıza gelen yumrukların haddini, hesabını soramazsınız bile. bunu, ünlü bir adamın "siz çocuğunuzu dövün, nedenini bilmeseniz bile o nedenini bilir." lafına benzetiyorum.

çoğu lafta, çoğu söylenen sözde söylemek için bir neden olmasa bile, geçmişte yaşadıklarımızdan dolayı dayak yemişe döndürüyor bizi. küçük, mutlu olan ve mutlu edebilecek bir insanın söylediği "seni seviyorum" lafının dayak gibi suratınıza yapıştığını gördünüz mü hiç? ben gördüm.

ama, neyse siktir et.

eskiden, aşk için kullandığım bir laf vardı. "aşk, bir neyse ile diğer 'neyse, siktir et' arasında geçen cümlelerin özetidir" diye. bu cümlenin hayat için daha uyumlu olduğunu farkettim. hayat dediğimiz şey, yaşamak dediğimiz şey "doğum ile ölüm arasında geçen cümlelerin özeti" değil mi? yazdığım bu küçük mektupta, hayatımın özetini geçiyorum.

bir insanın, hayatı başarısızlıkla dolu olduğu zaman özet geçebilecek cümleleri olmuyor biliyor musunuz? pollyanna olsaydı, "doğmak bile bir başarı değil miydi?" derdi. doğmak, başarısızlıklarla dolu bir başarının başlangıcı olabilir aslında. çıkışıyla beraber milyonları sallamış, ama sonra yaptığı albümlerde boka batırmış bir kaç sanatçı gibi. bir filmde izlemiştim, gelecekten gelip, o efsane olaydan sonra, başarısızlığa adım atmamaları için o sanatçıları öldürüyorlardı. öyle bi şey olsaydı eğer, ben yapamayacağım için gelip beni öldürmelerini isterdim. hoş, bu yazı da efsane olacak değil ya.

ölümden korkmadığınız zaman, ölüm hiç çekici gelmiyor biliyor musunuz? intihar edebilen insanların sırrı budur herhalde. bileklerini kestikten sonra son cümlelerini yazabilen bir insanın ölümden korktuğunu söyleyebilir misiniz?

söyleyemezsiniz.

yine, neyse.
bu yazıyı yazmamın bir amacı var.
blogumu kapatıyorum. başka bir yerde, başka bir şekilde ve başka bir isimle yazacağımı biliyorum.
bu sefer, gizliliğe önem veren ve kimliğini asla belli etmeyen bir insan olarak geleceğim.
her neyse, yine. kendinize iyi bakın.

umarım, başka yerde, başka zaman görüşürüz.

tam blogumu kapatacaktım. dedim ki.. neden sadece ismini değiştirmiyorum?

Yorumlar

  1. güzel bir yazı
    tam da okurken keşke kendi sesinlen de dinleyebilseymişiz diye düşünürken blogunun kapanacağını duymak üzücü
    umarım yine bir şekilde bulur da takibe almış olurum seni

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…