ortadan kaybolma hissi.

derslerim yüzünden, evden atılacağım gibi geliyor. bu anın planlamasını yapıyordum, aklımda binlerce tilki dolaşıp duruyor. küçük küçük kıyametler kopar diye 21 aralık'a hazırlamıştım kendimi, gel gör ki kopmadı. deli divane gibi dolaşıyorum ortalıkta. sessiz bir vadinin, en korkunç yerlerinde saklanıyorum sanki. hani, olurda, filmlerde gördüğümüz bir kaç cani gelir beni öldür, ve acımasızca yer diye.

ama insanların da dediği gibi, bazı şeyler sadece filmlerde oluyor. canice öldürülüp, canice yenmek gibi.
ortadan kaybolma projesinin ilk adımı, evden atılmaydı sanırım. ailenin, istenmeden yaptığı en küçük çocuk gibi hissediyordum kendimi. bozuk psikoloji, bozuk insanlık, bozuk düşünceler, bozuk dersler... hepsinin bir anlamı olmalıydı, ya da ben anlam vermeye çalışıyordum.
dikenli teller üzerinde yürümeye benziyor biliyor musunuz hayatım? göz göre göre, ayaklarımı kanata kanata, öleceğimi bile bile yürüyorum sadece.
bir de pasaport sorunu vardı. into the wild filmindeki gibi, ortalıktan kaybolup yüzbinlerce kilometre yürümek isteseydim eğer, bu ülkenin dışına nasıl çıkacağımı bilmiyordum. son zamanlarda hapishanede gibi hissediyordum kendimi. baksana, koskoca dünyanın içinde, küçücük bir ülkeye sıkışmıştım ve ülkeden bir adım dışarı çıkamıyordum. bunun, koca bir hapishaneden farkı ne ki?
böyle, saçma sapan şeylere benzetmeyi sevmem aslında bir şeyleri. ne bileyim yani, benim için hayat hayattır. yaşamak, yaşamak. aşta aşktır. ölmek, ölmektir. "ölmek, dünyada insanların eşit olabileceği tek eylemdir." demek garip geliyordu. ama şimdi daha iyi anlıyorum.

bu yüzden, yaşadığım yere yaşadığım yer gözüyle bakamıyorum artık. eğer ki, gökyüzüne, bulutlara, diğer gezegenlere gidemiyorsan, dünya da bir hapishane sayılır aslında. peki yüce yaratanın, bizi "koskoca hapishaneye atması"nın amacı neydi?

ah şu insanlar. tek kaygımız, yüce yaratana, allah'a ibadet etmek olması gerekiyorken belki de, parayı yarattılar, okulları, başarıları, başarma kaygılarını yarattılar. bense ne allaha ibadet ettim, ne parayı buldum, ne de okullarda başarılı oldum.

belki de, küçükken bizim mahallede intihar eden dedeye bu yüzden bu kadar heves ettim. içimde her zaman, bir şeyleri başarmadan ölme isteği vardı. ne bileyim, istanbul boğazından aşağıya doğru atlayan, hayatı mükemmel bir yazar; neden intihar etmiş olabilir ki? kimse bilemez.
peki ya, evden atılırsam. askerliğe, zorla gönderilmeye kalkılırsam? gözümü kapatıp, hiç kimsenin olmadığı yerlere gitmeyi göze alabilecek miyim? bilmiyorum. bilmek istediğim tek şey var, o da şu anın geçmemesinin mümkün olup olmayacağı. zamanı durdursunlar istiyorum, hiçbir şey hareket etmesin. her şey, olduğu yerde kalsın. ben de, gerçeklerle yüzleşmeyle karşı karşıya kalmayayım.
çünkü, gerçekler çok acıtıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız