Ana içeriğe atla

soğuk raylar.

uzaktaki trenin sesini duymak için kulaklarını, tren raylarına koyman gerekir. peki ya, uykun varsa ve tren raylarında uyuyorsan? trenin geldiğini duyuyorsan ve yine de kalkmıyorsan soğuk raylardan? ölümü göze almışsın mı demektir bu?
bazen, birilerini öldürmek istiyorsun. önce, birini öldürüyorsun. sonra, başka birini. kendini çaresiz hissedip, öldürdüğün adamın duvarına 'yardım edin bana, öldürmeden duramıyorum' yazıyorsun.
sessiz sessiz, çocukluğunun verdiği psikolojik bozukluklarda kayboluyorsun. küçük, piyano ritimlerinde bir şeyler arıyorsun bir zaman sonra. öldürdüğün insanlardan hatıralar saklamayı akıl ediyorsun. kimilerinden bir parça yüzük, kimilerinden bir parça saç alıyorsun. her seferinde değiştirmeye başlıyorsun sonra, seni yakalasın istediğin polislerle oyunlar çeviriyorsun.
bir zaman sonra, tamamen kaybediyorsun kendini. insanlar, sana baktığında insan görüyorlar, herkesi kandırabiliyorsun kendin dışında. aynaya baktığında, gözlerinde korku bile göremiyorsun bir zaman sonra. yaşamak korkusu, ölmek korkusu, öldürmek korkusu, tanrı ya da ne bileyim, başka bir şeyin korkusu.
neden bu kadar çok ölüm dediğini düşündün mü yazarın? yoksa, kafan hala raylarda yatan adamda mı kaldı? duymuyor musun raylarda yatan adamın çığlıklarını? buraya kadar geliyorlar. ölümü ne kadar göze alıyorsan al... kendi astığın ipin ucunda da olsan, bileklerinden kan da fışkırsa, savaşın ortasında arkadaşını kurtarmak için merminin önüne bile atlamış olsan, göz göre göre ölüme koşuyor olsan da, sadece ölürken çekebileceğin acılar vardır. sadece ölürken, tekrar tekrar görebileceğin mutlu anılar vardır.

peki, mutluluk mu daha ağır basar, yoksa çektiğin acılar mı?
duyuyor musun? çığlıklar. ağlayan insan sesleri, gözyaşları. trenin altında kalan, ölümü göze almış soğukkanlı sana ait, çığlıklar.
bir daha düşün. ölmek üzereyken, mutluluk mu daha ağır basar? yoksa, çektiğin acılar mı?
mutluluk mu? be adam, neden çığlık atıyorsun o zaman? farkına var.
bazen, kendini öldürmenin başkalarını öldürmekten daha zor olduğunu düşünüyorsun. bazıları, öldürmenin de çok zor olduğunu düşünüyor. biliyorsunuz, yaşamak yıllarca, ölüm saniyelerce sürüyor. öldürmek, saatlerce sürüyor.
yazdıklarını anlamadın değil mi yazarın? yoksa, kafan hala neden bu kadar ölümden bahsedildiğinde mi kaldı? için bayıldı değil mi, yazıyı yarıda bırakmak istedin ama beynin "oku" diye zorladı seni.

işte böyle, biliyor musun? hayat, böyle. haberleri aç. sen bu yazıyı okurken, emin ol bir koca, karısının ağzını burnunu dağıtıyor. belki 35 yerinden bıçaklıyor, öldürüyor. trafik kazaları oluyor, herkes ölüyor. sen bu yazıyı okurken, kim bilir hangi sebepten kaç insan ölüyor.

her şey böyleyken, yani hayatta bu kadar ölüm varken, öldüren varken... sen gelmiş yazara, "neden, bu kadar ölümden bahsetmiş?" diyorsun, yazara küfür ediyorsun. peki, hayatta ölüm varken, saniyede binlerce insan ölüyorken, neden susuyorsun?

Yorumlar

  1. Helal olsun,ilk defa bir yazını okudum hakikaten etkilendim. Bundan sonra eminim ki her yeni yazını okurum. Başarılar. :)

    YanıtlaSil
  2. Ölüm.
    Bilinmezlik.
    Kabir korkusu.
    Cennet arzusu.

    Hani derler ya yaşarken ne olursan ol ölüm aynı. Değil aslında. O bile farklı. Kimi Hak'a kavuşma sevincinde kimisi daha etmesi gereken ibadetlerin derdinde. Kimi boşluğa mutlu bir adım peşinde Kimi boşluktan ziyade hayatı seçmekte.
    Ölüm bile kişiye özel aslında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ölümden beklentiler farklı olabilir, ama herkes ölürken aynı şeyleri hissedecekmiş gibi geliyor bana. gerçek bir eşitlikten bahsedeceksek eğer, bu kesinlikle ölüm olmalı.

      Sil
  3. ne rayda yatan adama takıldı aklım, ne de neden bu kadar çok ölümden bahsettiğine.

    düşünce trenleri aynı rayda yol alınca böyle oluyor demek ki.
    diyeceklerim bu kadar, başka da bir şey diyemiyorum zaten.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…