Ana içeriğe atla

mim: nasıl kitap okursun?

ailemizin mim'leyicisi melodram sağolsun, beni yeniden bir yazıya mimlemiş. mim'in konusu "nasıl kitap okursun?" yani, hangi pozisyonda, hangi tarzda, yerlere yatarak mı falan tarzında bir soru olmuş.

aslında ben fazla kitap okuyan birisi değilim, kitap okumayı sevmediğimden değil, okuyacak kitap bulamadığımdan dolayı durum böyle. "olasılıksız" kitabını okuduğumdan beri her kitaba farklı bir gözle bakıyorum ve bir yerden sonra sıkmaya başlıyor. 100 sayfasını okuduktan sonra sağa sola bırakıyorum kitabı.

kitap okuma şekillerim, kitaptan kitaba değişiyor. hatta, kitabı neden okuduğuma göre de değişiyor.

son zamanlarda okumaya yeltendiğim kitapların hepsini uyumak için okuyorum. twitterda birisinin, "eğer ki yatarak kitap okuyorsan, o kitabı rüyanda bitirirsin." dediğini görmüştüm. aynen öyle işte. kitaba başlıyorum, bir 20 sayfa okuduktan sonra, ne kadar akıcı olursa olsun uykumu getiriyor ve kendimi sabah uyanmış halde buluyorum.

bazen de uyumamak için kendimi zorladığım kitaplar var. ayşe kulin'in yazdığı gizli anların yolcusunu çok güzel bir şekilde okuduktan sonra, kitapta ismi geçen "bora'nın kitabı" kitabını okumak için kendimi çok zorladım. yatağa yüz üstü yatıp, yatağın yanından kitabı aşağıya doğru sarkıtarak okudum mesela. ama fayda etmedi, o kitabı da 100 sayfa okuyabildim.

bir de hayal gücüyle oluşturduğum kitap okuma şekillerim var. ama henüz yapmadım. mesela, battaniyeyi üzerime serip, bir yandan kahve yapıp bir yandan da kitap okumayı istiyorum. ama, koltuk mu rahat değildir nedendir bilmem, yapmak içimden gelmiyor. bu olayı güzel güzel cümlelerle anlatan insanlara sormak istiyorum aslında, yahu nasıl rahatlıyorsunuz? nasıl rahat rahat kitap okuyabiliyorsunuz o koltukta battaniyeyi üzerinize çektikten sonra?

bunun dışında, başka kitap okuma pozisyonum yok. olasılıksız türünden bir kitap bulana kadar olmayacak büyük ihtimal de.

olasılıksız'ı da otobüste okumuştum zaten. uzun süren otobüs yolculuklarını severim. bu otobüs yolculuklarında da okuma isteğim yerine geliyor, nedense.

her neyse, bir mim'in daha sonuna geldik. ben de "emrah ateş"i mimliyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…