Ana içeriğe atla

mim: saksı değiliz biz!

mim'lere çok açım biliyorum. ama malesef, blogger aleminde fazla arkadaşım olmadığından dolayı mim yapanımda pek olmuyor. iyi ki melodram var da, iki de bir bana mim yapıyor. ben de hiç üşenmeden cevaplıyorum ve siz de hiç üşenmeden okuyorsunuz. işte bu, üşengeçliğe karşı yapılmış en büyük aktivite bence!

şimdi, olay şöyle. verilmiş 18 tane soru var, biz bunlardan 11 tanesini seçmeliymişiz. ben tabi biraz abartıp daha fazla da seçebilirim. üzerine bir de, hakkımızdaki 11 tane gerçeği yazmamış gerekiyormuş. bu 11 takıntısının nereden geldiğini de merak etmiyor değilim. bu arada, bu yazının müziği de cem kısmet'ten kızım şarkısı olsun.

soru 1: hayatınızda mucize olarak nitelendirdiğiniz bir olay geldi mi başınıza?
sanırım yapım gereği, mucizelere pek inanmıyorum. insanlar, olmasına inanamadığı, nasıl olduğunu açıklayamadığı şeyleri bir kalıba sokmayı severler. bu kalıplardan birisi de "mucize" denen şey. en basit örneğini house md dizisi olarak verebilirim mesela. hastanelerde eğer ki, house'un ekibi bir ekip olsaydı, eminim ki "mucize" denen şeyin açıklaması bulunabilirdi.

soru 2: hayatınızda aldığınız en büyük risk neydi?
kesinlikle, sırf ankaradan kurtulmak için sivas cumhuriyet üniversitesini tercih listeme yazmamdı. gerçi, 300 puan ile yazdığım bilgisayar mühendisliği, mekatronik bölümlerini falan saymıyorum tabi ki. ondan sonra sivas'a gittim ve tüm hayatım değişti.

daha sonraki riskim de, "sivastaki üniversitemi bırakıp başka üniversiteye hazırlanayım" kararıydı. ama doğru bir kararmış, iyi ki yapmışım.

soru 3: almayı düşünüpte alamadığınız neler var?
küçüklükten beri teknoloji ile büyüyorsanız eğer, almayı istediğiniz şeyler genelde teknoloji üzerinedir. yani ne bileyim, insanları göz göre göre öldürdüğü için araba bile almak istemeyen bir insanım ben. o yüzden, "almayı düşündüğüm" şeyler meselesi biraz karışıyor.

aslında, kaliteli bir daktilo almak istiyorum. bilgisayardan yazı yazmaya başladığım zaman, ikide bir araya facebook twitter giriyor. bazen, yazı yazmaya başladığımı unuttuğum bile olmuştu. bir de şu gerçek var ki; eğer daktilo, bilgisayardan sonra çıkmış olsaydı, eminim yok satardı. neyse. evet, evet. daktilo istediğim bir şey.

ikinci olarak, bilgisayar istiyorum. bugün farkettim ki, küçük bilgisayarla yazmayı sevmiyorum. daha doğrusu, rahat hissedemiyorum. o yüzden, büyük, adam akıllı bir bilgisayar almak istiyorum. ama param yok, gelirim yok. -bundan sonra bahsedeceğim.

soru 4: sizi, en net tanımlayan kelime hangisi?
"hayalperest", tam benim için üretilmiş bir kelime bence. şimdi ki aklım olsaydı eğer, 2002deyken lakabımı "hayalperest21" yapardım.

soru 5: hayata yeniden gelme şansınız olsaydı, hangi ülkede doğmak isterdiniz?
nedenini bilmemekle birlikte, ispanyaya bir takıntım var. messi'sinden midir, ronaldo'sundan mıdır, boğalarından mıdır, matadorlarından mıdır bilmem.

soru 6: nikah masasında, evleneceğiniz kişiden "hayır" cevabını alsanız.
ilk 2 ayında acı çeksem bile, daha sonrasında üzerime bir rahatlık çökeceğinden eminim. düşünsene olm, tam kendini göz göre göre hapishaneye sokuyorsun ve birden bire tanrı mesaj gönderiyor, "dur, yapma!"

soru 7: ölümden sonra var olan hayata inanıyor musunuz?
bazen inanıyorum, bazen inanmayasım geliyor. yani, ölüp ruhlar aleminde yaşamaktansa, başka bir insan olarak başka bir şekilde doğma fikri daha çok hoşuma gidiyor. düşünsene, tekrar hayattasın ve geçmiş hayatına dair hiçbir şey bilmiyorsun. belki şu an da öyledir, kim bilir?

bir de, "sil baştan" kitabı vardı. onun gibi bir hayatta olabilir tabi.

soru 8: sizi yazmaktan soğutan olaylar?
olaylar değil de, yukarıda da bahsettiğim gibi, küçük bir bilgisayarımın olması beni yazmaktan soğutuyor gibi hissediyorum. çünkü, şu an kullandığım bilgisayar bana gayet iyi geliyor. yazıyorum ulan bildiğin, yazdıkça akıyor sanki. ama netbookta öyle olmuyor.

soru 9: aklınıza gelen ilk ingilizce kelime hangisi?
kelime değil de, cümle geldi! "nypd! open the door!"

soru 10: bir kitap yazsaydınız, adı ne olurdu?
bir zamanlar "sekssiz piçin seksli fantezileri" diye bir kitap ismi düşünmüştüm. ama o zaman komikli güldürüklü yazılar yazıyordum. hatta kapak tasarımını bile yapmıştım. ama, zaman geçtikçe var olan değişimden dolayı o zamanlar geçti tabi. şimdi yazacak olsaydım eğer, isim koymazdım.

soru 11: birinden hoşlanıyorsun ama, hoşlandığın kişi en yakın arkadaşından hoşlanıyor. arkadaşın da ona karşı boş değil. ne yaparsın?
"eski kovboy filmlerinde gördüğümüz duelloya çağırırım pezevengi! silahını çeksin, adam olsun, canımı sıkmasın." demek isterdim ama demiyorum bak. ben, pek umursamaz bir insanım. peşini bırakır, hatta arkadaşımla arasını yapmaya bile çalışırım. böyle de pezevenk bir kişiliğim var.

soru 12: internette sahip olduğunuz ilk takma isim neydi?
ismim mustafa olduğundan dolayı, takma isim türevleri çok vardı. ICQ kullanıyorduk o zamanlar. kullanıcı ismim "mustika"ydı. hatırlıyorum, evet evet hatırlıyorum.

veee, sorular bu kadardı evet. şimdi, gelelim hakkımdaki 11 gerçeğe.

1- çok umursamaz gözükebiliyorum, ama içim kan ağlıyor.
2- bazen çok duygusuz olabiliyorum. insanlar öldüğü, ağladığı zaman benim gülesim geliyor.
3- çok iyi yalan söyleyebiliyorum. yalan söylediğim zaman en ince ayrıntılarını bile düşünüyorum.
4- üstüme başıma dikkat etmesem bile, ev temizliğine karşı takıntım var. birden cinnet geçirip tüm odayı temizleyebiliyorum mesela. her şey gözüme batmaya başlıyor falan.
5- aşırı derecede minimalistim. her şeyin küçük olmasını istiyorum, sade olmasını istiyorum. ama, kilolu olduğum için bu yarım kalıyor hep. küçültmeye önce kendimden başlamam gerekiyor.
6- hayata karşı hiç umudum yok. hiçbir hayalim yok. umutsuz ve hayalsiz olduğunuz zamanda bile, yani beklentiniz olmadığında bile mutlu olamıyorsunuz. anı yaşayamıyorsunuz.
7- sevdiğim insanların yaptıkları her şeye göz yumuyorum. umrumda olmuyor.
8- bazen, sekse karşı hiç isteğim olmuyor. aseksüel gibi hissediyorum. bazen geçiyor. ne olduğumu bilmiyorum.
9- alkolden nefret etmiyorum ama nefret etmek için kendimi zorluyorum. o alkolden uzak duracağım.
10- doğal yollarla kusamıyorum. alkol, mide bulandırıcı şeyler falan kusturmuyor beni.
11- istediklerim doğrultusunda savaşmıyorum hiç. çabuk pes etmek içimde var.

bu kadardı. peki kimi mimliyorum?
gece yürüyüşü,
ay başka birini bulamadım.

Yorumlar

  1. Hangi yollarla kusuyorsun merak ettim mustafa ahahahah :) Bir de şu bilgisayar durumuna sürekli dua ediyorum, allam şu çocuğa bilgisayar yolla diye :D Ama tabii bu işler duayla değil parayla :D O da bizde yok :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ahaha, ağza parmak, kaşık gibi şeyler sokma yoluyla tabi ki melo. ahah, o bilgisayar bir olsa çok fazla şey başarabileceğimi farkettim bugün. ama sonradan, başka bir yazımda yazacağım bunları.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…