ölmeden insan gömüyorlar.

türküleri çok seviyorum, özellikle türküler benim için yazıldıysa. ne demiş mahsuni reis, "hak bana bir ömür vermiş, boşu boşuna. vücuduma bir can girmiş, boşu boşuna. isa meryeme mi kalmış? musa asada ne bulmuş? süleyman bir sultan olmuş boşu boşuna. gahi gittim, gahi geldim. aradım kendimi buldum. bir mahsuni şerif oldum. boşu boşuna.
ve uyandım. allah'ın beni neden yarattığını sorguladım uyanır uyanmaz. büyüme çağımdayken küfrederek uyandığım günler yerini sorgulamayla uyandığım günlere bıraktı. çok araştırdım, çok sordum ama beni neden yarattığını bulamadım.

kim bilir listesinde ne mükemmel, ne zeki, ne iyi insanlar vardır da benim yüzümden yaratamıyordur şimdi. illaki birinin yerini kaplıyorumdur.
hayatı ne kadar sorgularsanız sorgulayın, cevap alamayacağınızı biliyorsunuz değil mi? söylemem o ki, bırakın da sorgulamayı, yaşamanıza bakın. çünkü bu hayatı "seve seve" yaşamayacaksanız bile, "sike sike" yaşayacaksınız. ne kadar uğraşırsanız uğraşın, intihar etmeye cesaretiniz yok değil mi?
psikiyatrist seansım vardı bugün. yüzümü yıkadım, kahvaltımı yaptım. sorgulamanın sonuna geldiğimde yaşama isteğim tekrar gitti zaten.

annem, kahvaltı sofrasındayken sürekli "oğlum, neden dalıyorsun? içinde hep bir dalgınlık." var diyordu. bugün gerçekten sürekli daldığımı fark ettim. neden daldığımı bilmiyordum ama dalıyordum öyle.
konu tıp olduğunda en büyük profesör kesinlikle annedir. anneler her şeyi bilir ve bir doktorun sizi koruyamayacağı kadar korur her şeyden. belkide bu yüzden dünyanın en acı şeyi babasızlık değil, annesizliktir.
akşam olmuştu. annem yine bana bakıyordu. konuşmaya başlayacağını biliyordum. "neden içinde sürekli bir korku var?" dedi. içimde neden sürekli bir korku var dedim kendi kendime. "ehliyet almaktan bu yüzden korkuyorsun, hep bir ölüm korkusu var sanki" diye devam etti. "ölmekten korkuyor muyum?" dedim bu sefer.
insanlar, karizmalarını çizdirmemek ve kendilerini cesaretli göstermek adına "ölmekten korkmuyorum." diyebilirler. ölüm aslında sevilebilecek bir şey olabilirdi, ama ölürken neler hissedeceğimizi bilseydik eğer. bilinmezlik, gizlilik her zaman hayretler uyandırıcı olmuştur değil mi? ölürken neler hissedeceğimizi bilseydik, yaşamanın anlamı olur muydu?
uyumak üzere yatağıma yatmış, psikiyatriste anlattığım şeyleri düşünüyordum. "neleri söyledim, neleri atladım." diye sorguluyordum kendimi.
yazı şimdilik bu kadar, sabah psikiyatrist seansım var. büyük ihtimal anti depresan kullanmaya başlayacağım. doktora neler anlattığımı, neleri es geçtiğimi mutlaka "ama mutlaka" yarın anlatacağım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız