Ana içeriğe atla

psikiyatrist bey.

annem bile, babam bile merak ediyor. ama beni tanıyan bilir, kafamdakileri söylemek yerine yazmayı tercih ederim. bu yüzden arkadaşım melodram, beni tanımlarken "sadece nefes alıyorsun ve yazıyorsun, biraz yaşam belirtisi ver." diyor. bu yüzden bu kadar sessizleştim ve bu yüzden bu kadar karamsarım belki. kim bilir neden? ben de bilmiyorum, sen nereden bileceksin.
hastane kokusundan nefret ederim, zaten seven insan da bulunmaz. kan kokusu kaplar her yanı. ölen insanların ailelerinin bıraktığı gözyaşları güzel kokuyor olamaz ki. "rahmetli, çok iyi insandı." derken yalandan üzülen yüzler, parfümle kapatıyor zaten pis kokularını.
bunların hepsi hastaneye girdiğimde aklıma geldi, kafamdakileri söylemedim. yine sustum. sonra, hiç görmediğim bir adamın yanına girdim ve hiç yapmayacağım bir şeyi yaptım, anlattım.
annem, sürekli dalgın olduğumu, internet bağımlısı olduğumu söylemişti zaten. geriye, kimsenin bilmediği, benim anlatacağım şeyler kalmıştı. işin en zor kısmı buydu aslında. anlatma anına kadar kafanızda biriktirdiğiniz her şey bir anda siliniyordu. geriye titrek bir ses ve aklınıza gelenler kalıyordu.

"annenin söylediklerine ekleyecek bir şeyin var mı?" dedi psikiyatrist bey. "dalga mı geçiyorsunuz, onlar daha hiç" edasıyla baktım ve devam ettim...
ben aslında iyi bir insanım, biliyorsunuz değil mi? önce bu konuda bir anlaşalım.
"ben aslında yardımsever, insanları seven bir insanım psikiyatrist bey. geçenlerde gördüğüm köpek acı çekiyor diye üzüldüm. boşvermek zorunda kaldım ve akşam gittiğimde televizyonu açtım. haberde trafik kazasında ölen insanlardan bahsediyorlardı. bir sonraki haberde de. bir sonraki haberde de. tam 6 tane haber geçti trafik kazasında ölenlerle ilgili. ben, küçüklüğümden beri trafik kazasında ölmekten korkan biriyim psikiyatrist bey." dedim ve yutkundum.

"daha küçüktüm, ankaraya yeni gelmiştim. hemen, gözümün önünde bir çocuk atladı. son sürat gelen bir araba çocuğa çarptı. ilk defa o zaman gördüm bir insanın uçabileceğini, yer çekimine karşı gelebileceğini. en az 5 metre havalandı çocuk. gözlerimin önünde öldü psikiyatrist bey." dedim ve anlamsızca baktım. anlamsızca baktı zaten bana.

"haberleri izlemeye devam ettim. bilmem ne terör grubunun yaptığı saldırıda bilmem kaç asker öldürülmüş diye devam ediyordu haberler. benden zorla askere gitmemi istiyorlar. insan öldürmemi, ölmemi emrediyorlar. birileri ölmemi istiyor ve ben ölümden bu yüzden korkuyorum. annem işte bundan bahsetti psikiyatrist bey." dedim. yine anlamsızca, anlattıklarımdan hiçbir şey anlamıyormuş gibi bakmaya devam etti. önünde bulunan kağıda bir şeyler yazdı, ne yazdığını gerçekten merak ediyordum.

"bu kadar değil tabi ki. ben aslında iyi bir insanım psikiyatrist bey. geçenlerde ağlayan birisini gördüm, kahkaha attım. haberlerde trafik kazalarını izliyorken ölümden korkuyordum, ama içimden kıskıs gülesim geliyordu. insanların cenazesine bile gidemiyorum psikiyatrist bey. duygularımı yansıtamıyorum. olur olmadık yerlerde gülesim geliyor. hani olur ya, aşk filmlerinin 'tam burada ağlayacaksın.' dendiği yerler olur. işte ben oralarda ağlamak yerine yavaşça gülümsüyorum psikiyatrist bey. ama, ben iyi bir insandım. bunun böyle olmaması gerekiyordu." dedim, tekrar bana baktı. "hiçbir şey mi anlamıyorsun?" diyesim geldi, diyemedim.
bir şeyler anlattığın zaman karşıdaki kişi anlamıyormuş düşüncesine kapıldığınızda, sesiniz daha fazla titriyor. özellikle kendinizden bahsediyorsanız.
"annemin de dediğim gibi, öylece dalıyorum. teknoloji manyaklığı değil bunun adı. kahvaltıda yemek yerken, düşüncelerle uzaklaşıp gidiyorum. birileri uyardığı zaman kendime geliyorum. balkonda yalnız başıma sigara içerken çok daha fazla oluyor bu. başka şeyleri düşünmekten sigaramın nasıl bittiğini bile anlamıyorum. o an, baktığım sokakta birini vursalar haberim olmaz biliyorum." dedim. "bu uzaklaşıp gitmelerin farkına vardığın zaman, işini yapmaya devam ediyor musun?" dedi. "dedim ya, sigaramı içmeye devam ediyorum. bittiğinde kendime geliyorum." dedim. bir şeyler yazmaya devam etti.
neden bilmiyorum, aslında "duygularını yansıtamamak, ölümden korkmak" meselesi bana "düşüncelere dalmak"tan daha çekici geliyordu. ama, psikiyatrist bey'e göre öyle değildi. düşüncelere dalmak kısmı daha önemliydi sanki.
"bilgisayar bağımlılığı konusunda ne diyeceksin?" dedi. gülümsedim. "aslında bilgisayar bağımlısı değilim. bilgisayarı çok fazla kullanıyorum çünkü başka yapacak bir şeyim yok. ben boş bir insanım. hiçlikle dolu bir insanım. bilgisayar kullanmazsam eğer yapacak hiçbir şeyim kalmaz. bir nevi kendimi dolduruyorum bununla." dedim. "günlük kaç saat internete giriyorsun? yapacağın işleri engelliyor mu?" dedi sanki beni dinlemiyormuş gibi. "günlük 7-8 saat internete giriyorum. dedim ya, yapacak bir şeyim yok ki yapacağım işleri engellesin." dedim. yine önündeki kağıda bir şeyler yazdı.
zaman daralıyor gibi hissediyorum böyle anlarda biliyor musunuz?
"uyku sorunum da var. aslında, ne kadar zamanımı boş geçirsem bile uykunun zaman kaybı olduğuna inanıyorum. normal insanlar gibi uyumak istiyorum, normal insanlar gibi heyecanlı bir şekilde uyanmak. normal insanlar 12-1 gibi uyuyup, 9-10 gibi uyanırlar. ben saat 4-5 gibi uyuyup, 9-10 gibi uyanıyorum." dedim. yine garipsedi, ama sustu.

psikiyatristlerin en gıcık edici yanı, susuyor olmaları. ben adama hayatımı anlattım, hayatımı düzelttiğimi anlattım. (o konuya bu cümleye tıklayarak girebilirsiniz.) o her şeye rağmen sustu. sanki bana gıcığı vardı, sanki hayattaki en büyük düşmanı benmişim de bir şeyleri açıklamaya çalışıyormuşum gibi sustu.
yalnız olduğumu anlattım. diğer basit şeyleri anlattım. ama aklımda bunlar kaldı. çok fazla şey anlattım aslında, normal insanlarınki 5 dakika sürerken, benim seansım 25 dakika sürdü. anlattım, daha da anlattım. yazı yazdığımı bile söyledim.

beyin aktivitelerimde sorun buldu sanırım. eeg yapılması gerekiyormuş. eeg yaptırdıktan sonra yazıya devam edeceğim. kim bilir, belki gerçekten deliyimdir. şizofrenimdir. paranoyağımdır. bir şeyimdir işte.

Yorumlar

  1. psikiyatristlerin en önemli özelliği susmak zaten,sen anlatacaksın ki sana iyi gelsinmiş.ben anlatıyorum da her şey aynı senin etkin ne be adam diyesimiz geliyor tabi.. bari bi 'böylesi daha iyi olur' gibisinden konuşsaydı ..

    YanıtlaSil
  2. Bu kadar uzun bir yazıyı bu kadar keyifle okuyacağımı tahmin etmezdim, dahası da olsa okurdum.

    Benim sana önerim psikiyatrist değil psikologa gitmen. Biliyorum çok daha masraflı ama bir şekilde ailemi ikna edip başladım gitmeye ve 5 seansta normal bir insana döndüm. Nerede yaşıyorsun bilmiyorum ama daha iyi bir danışman bulman konusunda yardımcı olabilirim. Zamanında baya araştırma yaptım, şu an da terapilere devam ediyorum. Hem ailen de anladığım kadarıyla ellerinden geleni yapmak istiyorlar. İlaç vericektir büyük ihtimalle. Ama kullanma sakın. Arkadaşımın terapisi biteli bir yıldan fazla oldu ama ilaçları bırakamıyor.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…