Ana içeriğe atla

samimiyet eksikliği.

hiç, yazdıklarınız arasında kaybolduğunuz oldu mu? benim olmadı. yeni bir yazıya neden bu cümleyle başladığımı da bilmiyorum zaten. sanırım, anlamsız bir kaç cümle yazdığımızda insanların hoşuna gidiyor diye düşünüyoruz biz yazarlar. neresi hoşunuza gidecek ulan bu cümlenin? "yazdıklarınız arasında kaybolmak" falan filan. anlamıyorum.

aslında, behzat ç dizisinden hayaletin yazdığı mektup (http://www.youtube.com/watch?v=q1ErYXcRZgg) çok güzel açıklıyordu bunu. "ya kusura bakma, insan eline kalemi alınca değişik şeyler yazmak istiyor. ben pek anlamam bu işlerden."

gerçekten, insan eline kalemi aldığında değişik değişik şeyler yazmak istiyor. hiç kimsenin söyleyemediği cümleleri yazmak istiyor. ama ne bileyim, sanırım düşüncelerimi en kötü cümlelerle anlatıyorum hep.

son zamanlarda yazdıklarıma bakıyorum da, çoğu yazımın samimiyetten yoksun olduğunu farkettim. bir zamanlar insanların yaptığı "yazdıklarını çok samimi buluyorum, bizden birisin." yorumlarını özledim biliyor musunuz? beni seviyorlardı, bende kendilerini buluyorlardı. hoşuma gidiyordu.

zamanın da en kötü tarafı bu biliyor musunuz? ben, olumlu bir değişiklik görmedim hiçbir zaman. eski oturduğum mahallenin futbol sahalarını değiştirip, apartmanlar dikmişler. eski sevdiğim okulumun tahtalarını değiştirip teknoloji kuklası yapmışlar. eski dostum, kendini değiştirmiş, selam bile vermez oldu bana. sonra, en sonunda ben değiştim. her şeyden yoksun oldum şimdi.

evimin önünde, parkta dolaşıp komik komik şeyler yazdığımı hatırlıyorum. en küçüğünden, en büyüğünü güldürebiliyordum. hiçbir şeyin beni üzmesine izin vermiyordum. ondan sonra, en küçükler büyüdü. en büyükler yaşlandı. en sonunda üniversiteye başladım, "büyümem gerektiğini" söylediler. o küçük, hiçbir şeyin kendisini üzmesine izin vermeyen çocuğun büyümesi gerekti. büyüdüm.

büyüdüğünde, hayaller eskisi kadar çekici gelmiyor. babamın neden hiç hayal kurmadığını merak ederdim ben. o bizim, en büyüğümüzdü. benden yıllar yıllar önce büyüyüp hayaller kurmayı bırakmıştı. hayallerin sadece çocuklukta olduğunu farkettiğinden dolayı "hayallerin kırılmak için var olduğunu" söylememişti bana. ben de hayaller kurmuştum.

sonra, büyüdüm. büyüdüğünüzde dünyayı kurtaran adam olamıyorsunuz maalesef. hatta, dünya kurtarılamayacak kadar iğrenç bir yer oluyor. eski "en azından değiştirmek için uğraşacağım" laflarının yerini "koskoca yağmurun bile temizleyemediği dünyayı ben mi temizleyeceğim?" alıyor.

ve, sonra büyüdüm işte. üniversitenin verdiği olgunluk gereği çok umursamaz oldum. umursamaz olmanın en kötü tarafı, sürekli bir şeyleri kaybettirmesi. kaybettirirken de umursatmaması. bu yüzden, kendinize geldiğiniz zaman her şeyinizi kaybetmiş olabiliyorsunuz. ben önce güler yüzlülüğümü kaybettim. sonra, insanlara güvenimi. arkadaşlarımı kaybettim. sahip olduğum her şeyi kaybettim.

sadece yazılarım kalmıştı. yazılarım hala benimle. fakat, farkettiğim kadarıyla, yazdıklarım samimiyetten yoksun olmaya başladı. galiba, "ben samimiyetimi kaybettim." 

Yorumlar

  1. Yorumsuz.
    Başımın dertte olduğu konular bunlar.

    YanıtlaSil
  2. büyümek başa bela dostum
    hayat da gittikçe zorlaşıyor
    bence bu kadar da suçlamamalısın kendini.
    bu herkesin ortak derdi

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…