Ana içeriğe atla

başım ağrıyor.

başım ağrıyor, müziğin sesini kısıp bugün yapacaklarıma bakıyorum. müziğin bassları, tizleri çok ağır geliyor kulaklarıma. tamamen kapatıyorum. gözlerimi kapatıyorum sonra, hiç tanımadığım bir silüet beliriyor gözlerimin önüne. sonra renkler kaplıyor her tarafı, daha önce görmediğim tarifi imkansız renkler. sarıyla yeşil birleşmiş, siyah aralara serpilmiş ve beyazlıktan eser yok. karamsarlık geliyor aklıma. dudakları geliyor sonra tanımadığım silüetin. saçları geliyor gözlerimin önüne. gözlerini göremiyorum, vücudunu göremiyorum. gözlerimi açıyorum, kayboluyor sonra.
kırmızılar, yeşiller, sarılar, dünyanın binlerce tür hali var. fakiri, zengini, delisi, aşığı, farklı farklı kafada. ben bugün kredi kartıma tekrar baktım, 18 lira limitimin olduğunu fark ettim. bu sefer küfür etmedim, "harcadım." dedim ve sustum sonra. anti depresanların etkisiz kaldığı yere geldim tam şu an, sigara dumanlarının anlamsızlaştığı, hüzünlerin fazlalaştığı o ana.
kendimden bahsetmeye başladığım zaman duygulara hitap edemiyorum. hayaller vardır değil mi? bazılarında gerçek olan, bazılarında sadece kırılmak için var olan. benim de hayallerimin olduğu aklıma geliyor. sonra aklımı kaybediyorum zaten. aklımla birlikte hayallerim de kayboluyor sonra. akılsızlığın yerini duygu sömürüsünün aldığı yere gidiyorum, selam ederim herkese.
yazılar derinden ve anlamlı olduğu zaman değerlidir. yazılarınızda anlatmak istediğinizi anlatmak önemlidir, anlattığınızın anlaşılması değil. karmakarışık yazıların, konuların ortak bir noktası vardır çoğu zaman. çıktığı, geliştiği ya da bittiği yerlerden birisi kesişir mutlaka.
"kendini üzme" diyen insanları düşünüyorum. kendimi bile bile üzebilecek kadar salak olduğumu düşünüyorlar. benim için kendilerini üzüyorlar. babam, annem beni düşünüp üzülüyor mesela. ben de benim için üzülmelerini düşünüp üzülüyorum sonra. duygusuz diyorlar, umursamaz diyorlar ama "acıyor, acıyor, içimin en derin yeri acıyor be dostlar. her yolu denedim ama, bitmiyor be dostlar."
onlarca, yüzlerce, belki de binlerce ses duydum bugüne kadar. olur bazen, bunların hepsi aklına gelirde düşünürsün. tüm sesler birleşip senfoni orkestrası kurarlar kafanın içinde. olur bazen, bunların hepsi birleşebilir. uzaklarda, uzaylarda. belki de yakındadır, kafanda.

bilmiyorum, ama başım ağrıyor. çok ağrıyor.
bugün, parasızlıktan bahsetmek istiyorum. parasızlığın dar bir konu olmadığı aklıma geliyor. parasızlığı mutsuzlukla, bisikletle, hayallerle bağdaştırıyorum. yazsam, ansiklopedi olur diyorum. aklıma, ansiklopedi basacak param olmadığı geliyor. sonra aklımı tekrar kaybediyorum. sonra deli diyorlar. sonra boşveriyorum, başım ağrıyor. 

Yorumlar

  1. duygusuz diyorlar, umursamaz diyorlar ama "acıyor, acıyor, içimin en derin yeri acıyor be dostlar. her yolu denedim ama, bitmiyor be dostlar."

    Duygusuz. Duygusuz kelimesi son bir yıldır benim de kafamın içinde yankılanıyor. İnsanlar bana da duygusuz diyorlar, kafamın içinde yaşadığım her bir savaştan nasıl yorgun çıktığımı bilmeden. Yeri geldiğinde kendimi bile bile ateşe attığımı görmeden. Boşversene.. İnsanlar hep konuşuyorlar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…