Ana içeriğe atla

bisiklet.

dirseklerim kanıyordu. hayatımda hiç böyle bir düşüş yaşadığımı hatırlamıyorum. sürdüğün zaman aşırı derecede eğlenceli gelen bisikletler, düşürdüğün zaman aşırı derecede acı verebiliyorlar. hayat gibi aynı. en eğlenceli gününü yaşarken, aklına gelen bir anı hayatını alt üst edebiliyor.
ağlayan çocuklardan birisi yanıma yanaştı. "benim bisikletim yok." dedi. o gün bisikleti o çocuğa vermek yerine, dünyadaki tüm bisikletleri yakmak istedim.
pedalı ne kadar hızlı çeviriyorsan, bisikletler o kadar hızlı gider. hızını ayarlayamadığında, pedalı çevirmek insanı çok yorar. bir zaman sonra yavaşlamak zorunda kalırsın. hayat gibi aynı. ya da, hızlı koşan atın boku seyrek düşer gibi aynı. ne kadar hızlı yaşarsan yaşa, bir zaman sonra yavaşlamak zorundasındır. soranlara "arkadakileri bekliyordum." diyebilirsiniz ama yorulduğunuzu sadece siz bilirsiniz.
benim küçükken sarı bisikletim vardı. üzerine "atmaca" yazan bir sticker yapıştırmıştım. büyüdüğüm zaman, onu özleyeceğimi hiç düşünmezdim. özledim. ama, onu çaldılar. şimdi kim biniyor, kim sürüyor bilmiyorum. acısını derinden hissediyorum.
arabayı güzelleştirmek için yapılan modifiyeleri bilirsiniz. bisiklete de yapılırlar. hayat gibi aynı, gerçekten bak. hayatı güzelleştirmek için de onlarca şey yaparız. yüzlerce, binlerce. ama, dışarıdan bakanlara değil, sadece sana güzel gelir bazen. o zaman, onca çabanın boş olduğunu anlarsın.
mahallede kıskandığım bir çocuk vardı. bisikletine elektrik sistemi yapmıştı. pedala basıp tekerleği yeterince döndürdüğünde, arkaya taktığı ışık yanıyordu. benim de ışıklı spor ayakkabılarım vardı. yere bastığımda diskotekteymiş gibi ışıklar yanıyordu. ama, o çocuğun bisikleti gibi değildi işte. onun ışığı hep yanıyordu, benim ışığımınsa pilleri bitiyordu. 

Yorumlar

  1. Vay çok güzel! Uzun süre düşünsem hayatı bisikletle bağdaştırmak hiç aklıma gelmezdi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…